Konuları Göster
|
|
Sayfa: [1] 2 3 ... 35
|
|
1
|
Spor / Fenerbahçe / KADIKÖY'DE BİR ŞEY DEĞİŞMİYOR! || Ufff...!!
|
: Kasım 10, 2008, 09:40:06 am
|
|
KADIKÖY'DE BİR ŞEY DEĞİŞMİYOR!
Fenerbahçe Kadıköy'de ezeli rakibi Galatasay'ı bir kez daha mağlup etti: 4-1. Turkcell Süper Lig'de 10. Haftanın en önemli maçında Fenerbahçe derbi maçta Galatasaray'ı 4-1 gibi farklı bir skorla mağlup etti. Şükrü Saracoğlu Stadı'nda ilk yarısı da sarı-lacivertlilerin 2-1'lik üstünlüğü ile sona eren karşılaşmada Fenerbahçe'nin golleri 6. dakikada Selçuk, 28. dakikada Emre Aşık (kendi kalesine), 49. dakikada Lugano ve 90+3. dakikada Deivid'den gelirken, Galatasaray'ın tek golü 2. dakikada Lincoln'den geldi. Galatasaray'a evinde en son 1999-2000 sezonunda kaybeden Fenerbahçe o günden bu yana ezeli rakibine evinde galibiyet yüzü göstermiyor, bu gelenek bu karşılaşmada da devam etti. Sarı-lacivertiler bu galibiyetle puanını 16'ya yükseltirken, G.Saray 17 puanda kaldı.
Fenerbahçe 2. dakikada geriye düşmesine rağmen, oyunun geri kalan bölümünde istediği futbolu sahaya yansıttı ve çok önemli üç puanı hanesine yazdırdı.
2. DAKİKADA LINCOLN'ÜN GOLÜ... Galatasaray, derbi maça golle başladı. Henüz dakikalar 2'yi gösterdiğinde sarı-kırmızılılar Brezilyalı oyuncusu Lincoln ile golü buldu. Ümit Karan'ın kafa ile Fenerbahçe ceza sahasına aşırttığı topu Arda zor pozisyonda Lincoln'ün önüne bıraktı, Lincoln de yakın mesafeden dönerek şutunu attı ve topu ağlara gönderdi. 0-1.
F.BAHÇE'NİN YANITI 4 DAKİKA SONRA... Fenerbahçe, 2. dakikada Galatasaray'ın Lincoln ile bulduğu gole yalnızca 4 dakika sonra Selçuk Şahin ile cevap verdi. Sarı-lacivertliler'in sağ kanattan kazandığı kornerde topun başına Deivid geldi. Deivid ön direğe yerden bir orta yaptı, bu bölgeye hızla gelen Selçuk topu ağlara gönderdi. 1-1.
EMRE AŞIK KENDİ KALESİNE ATTI... Müthiş derbide gollerin ardı arkası kesilmedi. Fenerbahçe bulduğu golün ardından moral kazandı ve ataklarını sıklaştırdı. Özellikle kanatları etkili kullanan Fenerbahçe sağ kanattan geliştirdiği atakta golü buldu. Semih, Galatasaray ceza sahası önünde topla buluştu, kaleye gönderdiği topu engellemek isteyen Emre Aşık kayarak topa müdahale etti, bu ters vuruş De Sanctis'i çaresiz bıraktı ve top ikinci kez Galatasaray ağlarına gitti. 2-1.
LUGANO RAHATLATTI... Fenerbahçe ikinci yarıya iyi başlayan taraftı. Sarı-lacivertli takımın 49. dakikada yaklaşık 35 metreden kazandığı serbest vuruşta topun başına Roberto Carlos geçti. Carlos doğrudan kaleye çok sert vurdu, De Sanctis'ten seken topu Lugano kafa ile yakın mesafeden Galatasaray ağlarına gönderdi. 3-1.
DEIVID SON NOKTAYI KOYDU... Fenerbahçe'nin Brezilyalı yıdızı Deivid sakatlıktan döndükten sonra gollerini atmaya devam ediyor. 90+3. dakikada gelişen atakta Deivid, Galatasaray ceza sahasına girmeden ayağının içiyle mükemmel bir plase vuruş yaptı, önce direğe çarpan top ardından ağlara gitti.
LINCOLN TOPU AĞLARA GÖNDERDİ AMA... Galatasaray'ın tek golünü atan Brezilyalı yıldızı Lincoln, sarı-kırmızılı takımın kazandığı çift vuruşta topu doğrudan ağlara gönderdi ancak bu gol değer kazanmadı.
DEV MAÇ GOLLERLE BAŞLADI... Türkiye'nin nefeslerini tuttuğu dev derbi maç çok hızlı başladı. Galatasaray henüz 2. dakikada golü buldu. Fenerbahçe bu gole çabuk yanıt verdi ve ilk yarım saatte oyunun üstünlüğünü elinde tuttu. Fenerbahçe, Emre Aşık'ın kendi kalesine attığı golle daha da rahatladı. Galatasaray bu dakikadan sonra daha çok rakip sahada gözükürken, özellikle sol kanatında büyük açıklar verdi. Fenerbahçe ise savunma güvenliğini elden bırakmadı ve farkı arttırmak için Semih ve Güiza ile ataklarını sürdürdü. Galatasaray ise erken bulduğu golün de etkisiyle yarı sahasına çekildi, kontra ataklarla farkı arttırmayı düşünüyordu ki kalesinde golleri gördü ve oyun düzeni bozuldu. İlk yarı başka gol getirmedi ve Fenerbahçe ilk 45 dakikayı 2-1 önde tamamladı.
SKIBBE'NİN DEĞİŞİKLİKLERİ TERS TEPTİ... Galatasaray Teknik direktörü Michael Skibbe, ikinci yarıya iki değişiklik ile başladı. Gol silahları Ümit Karan ve Baros'u kenara alan Skibbe, Kewell ve Nonda'yı oyuna sürdü. Skibbe'nin orta sahadaki üstünlüğü eline almak için yaptığı bu değişiklikler pek işe yaramadı. Fenerbahçe, bir duran toptan bulduğu gol ile iyice rahatladı. İkinci 45 dakikada oyun sürekli fauller ve taçlar nedeniyle durdu. Temposuz bir oyunun olduğu bu yarıda iki takım da duran toplarla etkili olmaya çalıştı. Fenerbahçe skoru korumak için oyunu yavaşlattı, Galatasaray'ın da farkı azaltma girişimleri sonuçsuz kaldı. Fenerbahçe'de Deivid uzatma dakikalarında bulduğu golle maçın skorunu belirledi. 4-1. Fenerbahçe'nin çalışkan orta sahası ve akıllı oyun planı farklı galibiyeti getiren baş faktörlerdi.
ARAGONES'İN DEĞİŞİKLİKLERİ... Fenerbahçe'nin deneyimli hocası Aragones, takımı skor üstünlüğünü yakaladıktan sonra oyunun gidişatına göre değişiklikler yaptı. 55. dakikada ileri uçta görev yapan Semih'i çıkartan Aragones Emre Belözoğlu'nu sahaya sürdü. Aragones ikinci değişiklik hakkında Roberto Carlos'un yerine sakatlıktan çıkan Vederson'u oyuna aldı. Aragones'in son oyuncu değişikliği ise zorunluluktan kaynaklandı. Sakatlanan Güiza'yı kenara almak zorunda kalan Aragones Burak Yılmaz'a şans verdi.
ALEX YOK, JOSİCO VE DEİVİD 11'DE... Alex'in sakatlığı nedeniyle forma giyemediği maçta Fenerbahçe farklı bir 11'le sahaya çıkmak zorunda kaldı. Kazım Kazım'ın da cezalı olması nedeniyle sarı-lacivertli takımın deneyimli teknik direktörü Luis Aragones mecburi değişikliklere gitti. Fenerbahçe Teknik Direktörü Luis Aragones, sezon hazırlık kampında yaşadığı sakatlığın ardından 3 ay takımdan ayrı kalan, ligin 8. haftasından itibaren takıma girmeye başlayan Deivid'e derbi maçta ilk 11'de görev verdi. Fenerbahçe'nin ligin 8. haftasında Bursaspor ile yaptığı maçta yedekler arasında yer alarak tekrar takıma dönen Brezilyalı futbolcu, bu sezon ilk kez sarı-lacivertli ekip için önemli maçta, derbide 11 kişilik kadroya girdi. Kalede her zaman olduğu gibi Volkan Demirel'e şans veren Aragones, savunma dörtlüsünü bozmadı, Roberto Carlos, Edu, Lugano ve Gökhan Gönül. Orta sahada farklılıklara giden İspanyol Hoca, Josico, Selçuk, Deivid ve Uğur Boral'a şans verirken, ileri ikilisini Semih ve Güiza'dan oluşturdu. Sarı-lacivertlilerin yedek kulübesinde ise Volkan Babacan, Vederson, Burak Yılmaz, Emre Belözoğlu, Yasin Çakmak, Maldonado ve Ali Bilgin yer aldı.
BENFİCA 11'İ SAHADA... Galatasaray, Fenerbahçe derbisinde sahaya UEFA Kupası'nda deplasmanda Benfica'yı mağlup ettiği 11'le çıktı. Sakatlıktan yeni çıkan Kewell'ı yedek kulübesinde bekleten sarı-kırmızılı takımın teknik direktörü Michael Skibbe kalede İtalyan file bekçisi De Sanctis, savunmada Servet, Emre Aşık, Hakan Balta ve Sabri Sarıoğlu'na şans verdi. Orta sahayı kalabalık tutan Skibbe, Ayhan, Meira, Lincoln, Arda ve Baros beşlisine şans verdi. Galatasaray'ın ileri ucunda ise Ümit Karan tek başına görev aldı.
F.BAHÇE'DE İLK HEYECANLAR... Fenerbahçe'de, Türkiye'de ilk sezonunu geçiren teknik direktör Luis Aragones'in yanı sıra, sarı-lacivertlilerin bu sezon transfer ettiği Güiza ve Josico ilk kez sarı-lacivertli formayla Galatasaray derbisine çıktı.
GALATASARAY'DA İLK DERBİ HEYECANI YAŞAYANLAR... Galatasaray Teknik Direktörü Michael Skibbe, ilk kez Fenerbahçe derbi maçı heyecanı yaşadı. Sarı-kırmızılı ekipte, yeni transferler Fernando Meira, Milan Baros ve Morgan De Sanctis ilk kez Fenerbahçe derbisinde forma giydi. Yeni transferlerden Harry Kewell, karşılaşmaya yedek kulübesinde başlarken, Yaser Yıldız, Alparslan Erdem, Serkan Kurtuluş ve Ferdi Elmas da kadroda bulunmamaları nedeniyle derbi heyecanı yaşayamadı.
LINCOLN, İLK LİG DERBİSİNDE... Galatasaray'ın Brezilyalı yıldızı Cassio de Soares Lincoln, Fenerbahçe'ye karşı Türkiye'deki ilk lig derbisine çıktı. Türkiye'deki 2. sezonunu geçiren Lincoln, geçen sezon takımının Fenerbahçe ve Beşiktaş ile ligde yaptığı 4 derbide de sakatlığı, kart cezası ve kadro dışı bırakılması nedeniyle oynayamamıştı.
Geçen sezon tek derbisine Ali Sami Yen Stadı'nda Fenerbahçe ile yapılan Fortis Türkiye Kupası çeyrek final rövanşında çıkan Brezilyalı futbolcu, takımının 2-1 galip gelerek tur atladığı maçın son dakikasında Volkan Demirel ile yaşadığı kavga sonrası kırmızı kart görmüştü.
MAÇTAN DAKİKALAR (İLK YARI) 2. dakikada Arda'nın pasında ceza sahası sağ çaprazında topla buluşan Lincoln, kaleci Volkan'ın sağından topu filelere gönderdi. 0-1 6. dakikada Uğur Boral'ın kullandığı köşe vuruşunda Selçuk'un ön direkte yaptığı kafa vuruşunda kaleciyi geçen topu Ayhan kornere gönderdi. 6. dakikada bu sefer ters taraftan köşe atışını Deivid kullandı, bu oyuncunun yerden ön direğe gönderdiği, topa Selçuk ayağını koydu ve topu filelere gönderdi. 1-1 9. dakikada kazanılan en direk serbest vuruşu kullanan Lincoln'ün şutunda top filelere gitti, ancak topun kimseye değmediği gerekçesiyle hakem Hüseyin Göçek tarafından geçersiz saydı. 12. dakikada ceza sahasına yapılan ortaya ileri çıkan Servet kafayı vurdu, kaleci Volkan parmaklarının ucuyla topu kornere çeldi. 28. dakikada Semih'in ceza sahası önünden yerden attığı şutta altı pas çizgisi üstünde topu uzaklaştırmak isteyen Emre, kayarak yaptığı ters vuruşta meşin yuvarlağı kendi kalesine gönderdi. 2-1 34. dakikada Arda'nın soldan ceza sahasına gönderdiği topa kaleci Volkan kalesinden çıkarak Ümit'den önce müdahale etti. 42. dakikada Lincoln'un kullandığı köşe vuruşunda kaleci Volkan topu yumrukladı, ceza sahası önünde topu önünde bulan Hakan Balta'nın vuruşunda top defansa çarparak kornere gitti. MAÇTAN DAKİKALAR (İKİNCİ YARI) 49. dakikada Roberto Carlos'un yaklaşık 35 metreden kullandığı serbest vuruşta topa çok sert vurdu kaleci De Sanctis'den seken meşin yuvarlağı Lugano kafayla filelere gönderdi. 3-1 53. dakikada Sabri'nin ceza sahası önü sağ çaprazından attığı şutta kaleci Volkan yatarak topu kontrol etti. 65. dakikada ani gelişen Fenerbahçe atağında Emre Belözoğlu'nun sağdan ceza sahasına gönderdiği topa Güiza arka direkte müsait pozisyonda sert vurdu top üstten auta gitti. 72. dakikada Kewell'in ceza sahası önünde kullandığı serbest vuruşta kaleci Volkan üstüne gelen topu yatarak kontrol etti. 82. dakikada Lincoln'ün kullandığı köşe vuruşunda Aydın'ın penaltı noktası üzerinde yaptığı kafa vuruşunda top üstten auta çıktı. 90+3'de Deivid'in ceza sahası önünden yaptığı plase vuruşta top kaleci De Sanctis'i geçti ve direğe çarparak ağlarla buluştu. 4-1
STAT: FB Şükrü Saracoğlu HAKEMLER: Hüseyin Göçek, Serkan Ok, Aleks Taşçıoğlu FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan, Lugano, Edu, Roberto Carlos (Vederson dk. 59), Selçuk, Josico, Deivid, Uğur, Semih (Emre Belözoğlu dk. 55), Güiza (Burak Yılmaz dk. 74) YEDEKLER: Volkan Babacan, Yasin, Maldonado, Ali Bilgin TEKNİK DİREKTÖR: Luis Aragones GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Emre Aşık (Aydın dk. 71), Servet, Hakan Balta, Meira, Ayhan, Lincoln, Arda, Baros (Kewell dk. 46), Ümit (Nonda dk. 46) YEDEKLER: Aykut, Mehmet Güven, Mehmet Topal, Volkan Yaman TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe GOLLER: Lincoln (dk. 2), Selçuk (dk. 6), Emre (dk. 28 K.K.), Lugano (dk. 49), Deivid (dk. 90+3) SARI KARTLAR: Lincoln, Servet, Baros, Ayhan, Nonda, Arda, Sabri (Galatasaray), Selçuk, Josico, Vederson (Fenerbahçe)
|
|
|
|
|
5
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / BOĞULMADA İLK YARDIM
|
: Haziran 20, 2008, 08:00:58 pm
|
Yaşam için gerekli temiz havanın alınıp kirli hava olarak geri atılmasına solunum, çeşitli nedenlerle solunum durması haline de boğulma denir.
Boğulma aşağıdaki durumlarda gerçekleşebilir:
-Solunum yolu; bilinçsiz olarak dilin arkaya gitmesi, başın öne doğru bükülmesi, yabancı cisim, takma diş, ağızda biriken kanın solunum yolunu kapatması veya solunum yollarının yaralanması, ses tellerinin şişmesi gibi nedenlerle tıkanabilir. -Çeşitli zehirli gazlar, kafa yaralanmaları gibi nedenlerle santral sinir sisteminin çalışmasının yavaşlaması, suda boğulma ve iple boğulmalar v.b. nedenlerle solunum yavaşlayabilir veya durabilir. -Kalp durması, şok durumu, elektrik çarpması, karbonmonoksit zehirlenmesi nedeniyle de solunum durabilir. -Göğüs duvarının delici cisimlerle yaralanmaları sonucu da boğulma olabilir.
|
|
|
|
|
6
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Sebzeler C vitamini deposu
|
: Haziran 20, 2008, 08:00:15 pm
|
|
Sebzeler C vitamini deposu Yüksek kan basıncını düşüren ve vücudun su tutmasını önleyen domatesin kalp hastalıklarına ve prostat kanserine karşı tüketilmesi gerekiyor.
Bol miktarda C vitamini içeren enginar ise gribe karşı koruyucu etkisinin yanı sıra damar sertliği ve kalp hastalıklarını önlemesi özellikleri ile tüketilmesi gereken sebzelerin başında geliyor.
Portakaldan daha fazla C vitamini içeren ve vücudun hastalıklara karşı direncini artıran kırmızı biber, kolera ve gut hastalıklarına iyi gelirken, kanser riskini azaltıyor, vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikimini önlüyor.
Soğuk algınlığına karşı fazlaca tüketilmesi önerilen lahananın da C vitamini deposu olduğunu belirten uzmanlar, kanserden koruyucu etkisiyle bilinen lahananın ayrıca vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını sağladığını, kandaki şeker miktarını düşürdüğünü söylüyor.
Genelde salatalara süs olarak eklenen maydanoz da önemli oranda C vitamini içeriyor. Maydanoz sindirimi kolaylaştırıyor, böbrek taşlarını düşürüyor, anne sütünü artırıyor.
|
|
|
|
|
7
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Kış aylarında beslenme
|
: Haziran 20, 2008, 08:00:01 pm
|
|
Kış aylarında beslenme Sonbaharla birlikte kış ayları grip ve soğuk algınlığına en çok yakalandığımız dönemlerdir. Bu dönemlerde daha kalın giysiler giyerek vücudumuzu soğuktan korumaya çalışırken metabolizmamızı kışa nasıl hazırlayacağız?
Dengeli beslenmeliyiz
Kış mevsimine girdiğimiz şu günlerde metabolizmamızı da koruma altına alıp daha da güçlendirmeliyiz. Bunun en etkili yollarından biri "yeterli ve dengeli" beslenmedir. Bu her yaş grubu için geçerlidir. Özellikle enfeksiyonlara karşı daha duyarlı olan çocuklar, gebeler ve yaşlılar için beslenme daha da önem taşır. Yeterli ve dengeli beslenme gün içinde her besin grubundan yeterli miktarda almakla sağlanır. Böylece ihtiyacımız olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleri de almış oluruz.
Vitaminler bağışıklık sistemimizi güçlendirecektir
Kış aylarında metabolizmayı güçlendirmek için antioksidant olarak da görev yapan A ve C vitaminlerinden yeteri kadar almak gerekir. Bu vitaminler bağışıklık sistemimizi güçlendirerek hastalıklara karşı daha dirençli olmamızı sağlar. Bu aylarda bolca bulunan turunçgiller, havuç, brokoli, kabak, brüksel lahanası, yeşil biber, karnabahar, mandalin, maydonoz, roka, tere ve meyvaların tüketilmesi ile bu vitaminleri sağlayabiliriz. Bunun yanında taze sıkılmış meyve suları da vücudumuzun gribal enfeksiyonlara karşı korunmasında etkili olacaktır. Burada önemli olan meyve sularının içilmeden hemen önce sıkılmasıdır. Meyve suları bekletildiğinde C vitamin hızla kaybolur. Çünkü bu vitamin ısı, ışık gibi etmenlerden kolayca etkilenir. Ayrıca soğuk kış günlerinde çay, kahve içmek yerine bitki çayları veya c vitamin yönünden zengin olan kuşburnu çayı tercih edilebilir. Yemeklerde veya öğün aralarında yenen bol miktardaki salata da bize bu vitaminleri sağlayacaktır. C vitamini kaybını önlemek için salatalar da meyve suları gibi yenmeden hemen önce hazırlanmalıdır.
Sonbaharda ve soğuk kış günlerinde yenen balık da içerdiği yağ asidinden dolayı bağışıklık sistemimizin kuvvetlenmesine yardımcı olacaktır.
Beslenmenin her zaman olduğu gibi bu dönemlerde de göz ardı edilmemesi gerektiğini bir kez daha anlıyoruz. Dolayısıyla bize düşen, metabolizmamızı en doğru ve en iyi şekilde korumak ve güçlendirmektir.
Sağlıklı bir kış geçirmeniz dileğiyle!
Amerikan Hastanesi
|
|
|
|
|
8
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Cildinizi soğuktan koruyun
|
: Haziran 20, 2008, 07:59:51 pm
|
|
Cildinizi soğuktan koruyun Soğuk nedeniyle parmak, kulak, burun ve bacaklarda yaralar oluşabileceğini belirten uzmanlar, ortamdaki ısı dengesinin çok iyi kurulması gerektiğini vurguluyor.
Nem oranının yüksek olduğu yörelerde soğuk havanın cildi adeta ısırıyor ve parmak, kulak, burun ve bacaklarda kırmızı, kaşıntılı yaralara yol açabiliyor. Soğuktan korunma, cilt sağlığı açısından da büyük önem taşıyor.
Cildin soğuktan etkilenmesi için dış ortam sıcaklığının çok düşük olması gerekmediğini, nem oranı yüksek yörelerde cildin soğuktan kolayca etkilendiğini kaydeden uzmanlar, açık havada çalışan kişilerde cilt etkilenmesine çok sık rastlandığını, ancak büyük kapalı mekanlarda da masa altı gibi bölgelerde ısının düşük olduğunu hatırlatıyor.
Isı dağılımının dengeli olmadığı mekanlarda ve dış alanlarda, hassas bünyeli kişilerin parmak, kulak, burun ve bacaklarında kırmızı, kaşıntılı yaralar oluştuğunu bildiren uzmanlar bu etkilenmenin, sıcak ortama geçildiğinde şiddetli kaşınma ve yanma şeklinde ağrıyla devam ettiğini belirtiyor.
Önlem almakta fayda var
Uzmanlar, cildin soğuktan etkilenmesini önlemek için uygun kalınlıkta giysiler ve çoraplar ile sıcak tutacak ayakkabılar giyilmesini öneriyor.
Uzun zaman geçirilen mekanlarda ısı dengesini düzeltici önlemler alınması gerektiğini belirten uzmanlar, soğuk ve rüzgar nedeniyle meydana gelecek çatlamaları önlemek için de uygun nemlendiriciler kullanılmasını tavsiye ediyor.
Soğuk havalarda ortaya çıkan cilt sorunlarının ender de olsa başka bazı hastalıkların belirtisi olabileceğine dikkati çeken uzmanlar, korunma sağlandığı halde şikayeti devam edenlerin mutlaka bir uzman hekime başvurmaları gerektiğini vurguluyor.
|
|
|
|
|
9
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Kış depresyonuna ışık tedavisi
|
: Haziran 20, 2008, 07:59:37 pm
|
|
Kış depresyonuna ışık tedavisi Organlarımız uyum içinde çalışabilmek için 2000 Lux’luk bir aydınlığa gereksinim duyar.
Güneş ışınları vücudun biyolojik ritimlerini ayarlamada kritik bir rol oynar. Organların biyolojik ritminin bozulması karamsarlık yapar, uykuyu bozar, iştahı artırır veya azaltır. Aynı zamanda enerjisiz ve bitkin hissettirir.
Organlarımız uyum içinde çalışabilmek için 2000 Lux’luk bir aydınlığa gereksinim duyar. Aydınlık bir yaz gününde güneş, 50000-100000 Lux’a kadar varan bir ışık/aydınlık saçar. Kış aylarında güneşin aydınlatması 500 Lux’a kadar iner.
Neden en az 2000 Lux’lük aydınlık şarttır?
Gözden (retina) alınan güneş ışınları beyindeki epifiz merkezine iletilir. Epifiz, melatonin adlı hormon vasıtasıyla insanın duygulanımını düzenler. Neşeli olup olmamamızdan epifiz sorumlu. Retinaya yeterli güneş ışığı girmezse, epifiz uyku durumuna geçer. Melatonin denen hormon salgılanır. Kana geçen melatoninden vücut "Gece oldu" mesajını alır ve böylece organlarımız yavaşlama, uyuklama durumuna geçer. Gerektiği kadar ışın geldiğinde ise epifizden melatonin salgılanışı azalır ya da tamamen durur. Sadece melatoninin değil, diğer hormonların da salgılanması ve miktarı değişir. Melatonin artınca, bileşik kaplar prensibi gibi diğer hormonlarımızın salgılaması da genellikle azalır. Kısaca yeterli ışın olamazsa, epifizden melatonin salgısı artar ve birçok organımızın çalışması için gerekli diğer hormonların salgısı ise azalır.
Kış depresyonuna ortam hazırlar denebilir mi?
Evet. Sonbahar ve kış aylarında depresyon artar. Kış depresyonunun sebebi yeterli ışığın olmamasıdır.
Belirtileri nedir?
- Uykuya doyamama, gündüz uyuma isteği.
- Devamlı yorgunluk, donukluk veya hiçbir şeyden zevk alamama.
- Özellikle öğleden sonraları kurt gibi acıkma ve tatlı, karbonhidratlı yiyecekler yeme ihtiyacında artış ve kilo alma.
- Duygulanım bozulması, çökkünlük hali.
- Başağrıları.
- Seksüel isteksizlik, erkeklerde ereksiyonda azalma.
- Hayatın anlamsızlığı ile ilgili kuruntular veya hayattan zevk almama.
- İçten içe ya da dışa dönük olabilecek şekilde huzursuzluk, isteksizlik veya tutukluk.
Işık terapisi ne işe yarar?
Kandaki melatonin hormonu seviyesi normale çekiliyor. Melatonin üretimi kontrol altına alınıyor. Böylece vücut ritmi ayarlanıyor. Yaklaşık bir hafta sonra kişinin neşesi yerine geliyor.
|
|
|
|
|
10
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Çağın yeni hastalığı orthoreksiya
|
: Haziran 20, 2008, 07:59:28 pm
|
|
Çağın yeni hastalığı orthoreksiya
Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli, İngiliz Beslenme Bozuklukları Derneği'nin (EDA) kanserojen madde içermeyen, hormonsuz ve katkısız besin tüketme takıntısı taşıyan, aşırı ve abartılı bir sağlık endişesi ve tam bir titizlik obsesyonu olan ''Orthoreksiya''yı, çağımız insanının gelecekte en çok yakalanacağı bir yeme bozukluğu hastalığı olarak açıkladığını bildirdi.
Prof. Dr. Arif Verimli, hastalıkla ilgili yaptığı açıklamada, ''Orthoreksiya Nervoza''nın Yunanca ''Ortho'' yani ''Doğru'' kelimesinden türemiş, yepyeni bir yeme bozukluğunun adı olduğunu söyledi. Günümüzde güzellik kavramının, zayıf kadın ve atletik erkek üzerine kurulmasının bu hastalığın gelişiminde son derece etken olduğuna işaret eden Verimli, bu hastalığın, özellikle büyük kentlerde beden imgesi ve bedeniyle ilgili takıntıları ağırlıklı düşünen, aşırı kaygılı ve takıntılı kişilik yapısında olan kişilerde görülen bir yeme bozukluğu olduğunu kaydetti.
''ÖNÜMÜZDEKİ 10 YILDA YAYGINLIK GÖSTERECEK''
Prof. Dr. Arif Verimli, ''Modern çağ hastalığı'' olarak tanımladığı Orthoreksiya ile ilgili şu bilgileri verdi: ''Orthoreksiya nervozada kişi, her yediği yemeği abartılı bir şekilde kontrol eder. Ürünlerin ambalajlarını saatlerce inceler, o ürünün içinde kanserojen madde, hormon, boya, katkı maddesi olup olmadığına abartılı şekilde kafa yorar. Yiyeceklerin aşırı saf ve katkısız olmasına takıntılı bir titizlik içerisinde önem verir. Yemek konusunda inanılmaz sabit fikirlidirler ve yedikleri besinde 1 mg katkı maddesi olması endişesi hayatlarını karartır. Bu yüzden pek çok besini çiğ olarak yerler. Sağlıklı yemek yeme takıntısı hayatlarına o kadar çok hükmeder ki, pek çok ürünü tüketmekten vazgeçer ve 'Anoreksiya Nervoza'da (Yemek yememe bozukluğu) olduğu gibi kilo kaybetmeye başlarlar.''
EDA'ya göre hastalığın 10 yıl içerisinde büyük bir yaygınlık göstereceğini belirten Verimli, hastalığın ortaya çıkışında ''özellikle çağımızdaki güzellik kavramının zayıflığa dayandırılması, medyada her gün ve defalarca çıkan diyet ve ürünlerin içerikleriyle ilgili bilgiler, bazı ürünlerin kanserojen madde, katkı maddesi, boya ve hormon içerdiğiyle ilgili haberler ile uzun yaşamanın sırlarıyla ilgili sıkça çıkan bilgilerin'' etken olduğunu kaydetti.
''TERAPİ AĞIRLIKLI TEDAVİ''
Ortorektiklerin bu tip bilgi ve haberleri abartılı bir endişeyle karşıladıklarını, hatta evlerinde inek besleyerek süt içmek ya da sebze yetiştirmek şeklinde daha da ileriye götürebildiklerine işaret eden Verimli, hastalığın dünya üzerinde yaygınlığı henüz kesin olarak bilinmemekle birlikte, onbinde 5 gibi bir rakamdan söz edildiğini belirtti.
Prof. Dr. Arif Verimli, hastalığın kadınlarda erkeklerden 2 kat daha fazla görüldüğünü, bu sayının gelecek 10 yılda katlanarak artmasının beklendiğini vurgulayarak, ''Tedavisi için mutlaka bir psikiyatrist ve beslenme uzmanının konsültasyonu gerekir. Terapi ağırlıklı tedavi, başarılı sonuç verecektir'' diye konuştu.
AA
|
|
|
|
|
11
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Menenjitin ilk belirtileri saptandı
|
: Haziran 20, 2008, 07:59:09 pm
|
|
Menenjitin ilk belirtileri saptandı İngiliz bilimadamları, menenjitin bilinenlerden daha erken ortaya çıkan ve kan zehirlenmesine benzeyen yeni semptomlarını saptadı.
İngiltere’deki Oxford Üniversitesi kamu sağlığı birimi tarafından yapılan araştırmalar, öldürücü menenjit hastalığının bilinenlerden daha erken ortaya çıkan ve kan zehirlenmesine benzeyen, bacaklarda ağrı, el ve ayakta soğuma ve cilt renginde değişiklik gibi semptomları bulunduğunu ortaya koydu.
Hızlı ilerlemesi ve öldürücü olabilmesi nedeniyle anne-babaların en korktuğu hastalıkların başında gelen menenjitin bugüne kadar bilinen deride kızarıklık, ensede sertleşme gibi semptomlarının hastalığın başlamasından 13 ile 22 saat sonra ortaya çıkabildiğine dikkat çeken İngiliz bilimadamları, “Bu aşamaya gelindiğinde hasta zaten artık hastanelik duruma da gelmiş oluyor. Yapılan müdahaleler, gecikildiği için sonuçsuz kalabiliyor” dedi.
Oxford Üniversitesi bilimadamlarından Matthew Thompson, uzun sürenaraştırmalar sonucunda baş ağrısı, deride kızarıklık, ışığa karşı duyarlık, bilincin zaman zaman kaybedilmesi, ensede sertleşme gibi klasik semptomların çok öncesinde, hastalığın bünyeye girmesinden sonraki 8. saatten itibaren ortaya çıkan yeni semptomları menenjitli 448 çocuk üzerinde yapılan araştırmalar sonucu belirlediklerini açıkladı.
Bu çocukların anne-babalarıyla yapılan görüşmelerde, bütün bu çocukların ortak özelliğinin hastalıklarının ilk 8 saatinde kan zehirlenmesine benzeyen belirtiler gösterdiği sonucunu elde ettiklerini belirten Thompson, “Bunlardan da daha erken, 4-6 saat arasında ortaya çıkan ateş, iştah kaybı, kusma gibi semptomlar da var,ama bunlar birçok diğer hastalıkta da görüldüğü için bu semptomlarla sonuca varmak zor” diye konuştu.
|
|
|
|
|
12
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Uykusuz gecelerin nedeni: Apne
|
: Haziran 20, 2008, 07:58:48 pm
|
|
Uykusuz gecelerin nedeni: Apne Uyku apnesi olanlar sağlıklı bir uyku uyuyamıyor, yeterli oksijen alamıyor, asabi ve yorgun uyanıyor.
Uyku laboratuvarlarında yapılan testlerle tanısı konabilen bu rahatsızlık en çok orta yaş üzeri erkeklerde, aşırı kilolu olanlarda, alkol ve sigara kullananlarda görülüyor.
Uykuda solunumun kısa süreli durması ve kandaki oksijen düzeyinin belirli seviyelerin altına inmesiyle karakterize olan bir sorun uyku apnesi. Toplumda yüzde 5 gibi ciddi bir oranda görülmesine rağmen, yeterince tanınmıyor. Uyku apnesini hasta tek başına fark edemediği için çoğunlukla sorunun varlığı eşler ya da ailenin diğer üyeleri tarafından fark ediliyor.
Uyku apnesini bu denli önemli yapan noktalardan biri de, tedavi edilmemesi durumunda, birkaç yıl içinde kalp hastalıkları da dahil olmak üzere hayati önem taşıyan sağlık sorunlarına yol açması. Hemen her yaş grubunda ortaya çıkmakla birlikte orta yaş üzerinde daha sık rastlanıyor. Yaş ilerledikçe de görülme ihtimali artıyor. Erişkinlerde kilo sorunu olan, alkol kullanan ve sigara içen kişilerde uyku apnesi daha fazla ortaya çıkıyor. Çocuklarda sıklıkla, bademcik ve geniz eti büyümesi ve burun tıkanıklığı sebebi ile görülüyor.
Özellikle çocuklarda ortaya çıkan uyku apnelerinin erken teşhisi çok büyük önem kazanıyor. Çünkü ihmal edilmiş teşhisler büyüme-gelişme geriliği, beynin oksijensiz kalması gibi çok ciddi problemlere veya uzun vadede akciğer ve kalp rahatsızlıklarına yol açabiliyor. Bunun yanında farklı nedenlere bağlanan okul başarısında azalma, öğrenme güçlüğü, sosyal izolasyon, çekingenlik, sinirlilik gibi sosyal problemlerin de ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
Farklı nedenlerle ortaya çıkan uyku apnesi nöroloji, KBB ve göğüs hastalıkları disiplinlerinin konusunu oluşturuyor. Ancak öncelikle sorunun şiddeti ve tanımının doğru olarak tespit edilmesi gerekiyor ki bu noktada uyku laboratuvarları etkili oluyor.
İKİ TÜR UYKU APNESİ VAR Anadolu Sağlık Merkezi KBB uzmanı Op. Dr. Anıl Güngör, uyku apnesinin esas olarak iki farklı türü bulunduğunu belirterek şu bilgileri aktarıyor:
Santral uyku apnesi: Beyindeki solunum merkezinin yetersiz ve uyumsuz çalışması sebebiyle ortaya çıkarlar. Solunumun azalması ve durmasını takiben kanda karbondioksitin artması ve oksijenin azalması sonrasında uyanma tipiktir. Santral uyku apnesinden muzdarip olan kişiler, periferik apne yaşayanlara oranla uyanma dönemlerini daha rahat hatırlıyor.
Periferik (Obstrüktif) uyku apnesi: Boğazda solunum yolunu açık tutan kasların gevşemeleri ile havanın geçeceği alanın kapanması, daralması sonucunda oluşuyor. Hava yollarının daralması sonucunda bir süre solunum duruyor ve kandaki oksijen miktarı azalıyor. Karbondioksit birikmesi bir süre sonra beyni uyarıyor ve tekrar solunum almayı sağlıyor. Beyin bu azalmayı algılıyor ve uyku derinliğini azaltarak hava yolunun tekrar açılmasını sağlamaya çalışıyor. Sonuçta hasta bütün geceyi nefes almak için uğraşmakla geçiriyor ve neler yaptığının farkında bile olmuyor. Horlamalar, çırpınmalarla geçen gecenin ardından hem ciddi bir efor sarfedilmiş, hem de gerekli uyku alınamamış oluyor. Bu da gün boyu yaşanacak yorgunluk, gerginlik ve sinirliliğe yol açıyor. Çocuklarda ise bütün gece nefes almak için harcanan efor ve bozulmuş uyku düzeni sebebi ile büyüme için gereken kaynaklar boşa gidiyor; büyüme ve gelişme geriliği ortaya çıkabiliyor. Santral ve obstrüktif uyku apnesinin beraber görülmesi halinde miks tip apneden sözediliyor.
Özellikle obstrüktif, yani solunum yolu tıkanmasına bağlı uyku apnesinin bazı problemlerin ortaya çıkmasında risk oluşturduğuna işaret eden Op. Dr. Güngör, şöyle konuşuyor: “Bu kişilerde öncelikle kalp ritm bozuklukları görülüyor, hipertansiyona yatkın oluyorlar. Kalp krizi riski artıyor, önemli bir kısmında kronik üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ve nefes darlığı problemi yaşanıyor. Gün içindeki uyuklamaları artacağı için de yaşam kalitesinde de ciddi bir düşüş yaşıyorlar. Mesleklerinde verimleri düşebiliyor. Örneğin ABD´de uyku apnesi olduğu tesbit edilen kamyon şoförlerinin yapmış olduğu kazalar ciddi boyutlarda”.
APNENİN NEDENLERİ Her yaş grubunda ortaya çıkan uyku apnesinin nedenleri de değişkenlik gösteriyor. Konuyla ilgili bilgiler veren Op. Dr. Güngör, yetişkinlerde ve çocuklarda ortaya çıkan uyku apnesine ilişkin şunları anlatıyor:
Bebekler ve çocuklarda: Bebeklerde gelişme eksikliğine bağlı larenksin (gırtlağın) ve solunum borusunun gelişmemesi gibi problemler ön plana çıkıyor. Bunların yüzde 95i bir yıl içinde bebeğin gelişmesiyle geçiyor. Yüzde 5’i ise cerrahi ya da tıbbi müdahale gerektiriyor. Bebeğin, doğumda oluşan değişik konfigürasyonlar nedeniyle küçük çeneli olmasından dolayı dili arkaya kaçabiliyor ve bu da uyku apne sendromuna yol açabiliyor. Bunları göreceli olarak basit tıbbi müdahalelerle tedavi etmek mümkün.
Çocuklarda horlama ise başlı başına bir sorun ve bir takım özel yaklaşımlar gerektiriyor. Horlayan her çocuğun apnesi yok, ama genellikle apnesi olan bütün çocuklar horluyor. Anne ve babaya apneyi sormanın yolu, çocuklarının uykularında bir süre soluklarının kesilip kesilmediği, ki bunlar genellikle horlayan çocuklar oluyor. “Bu dönem ne kadar sürüyor, bu dönem sonunda çocukların soluk almaları tamamen kesiliyor mu, yoksa nefes almaya çalışıyor da alamıyor mu?” gibi sorularla sorunun varlığı, şiddeti süresi tespit edilebiliyor. Uyku apnesi sorunu yaşayan çocuklarda parasomniya denilen ve uykunun REM fazında kalamamaya bağlı bir takım yan etkiler yaşanıyor. Oksijen düştüğü dönemlerde korkulu rüyalar görüyorlar ya da birdenbire gece işemeleri ortaya çıkabiliyor. Okul çağlarındaki çocuklarda okul başarısında birdenbire düşme olabiliyor. Gece bacaklarını sallama sık rastlanan bulgulardan. Öğretmeninden çocuğun dikkatsiz, çok sinirli ve kavgacı olduğu, sık sık ağladığı gibi şikayetler duyulabilir ki hekimin bunlara da çok dikkat etmesi gerekiyor. Tüm bunlar bir tablo içine yerleştirildiğinde ve büyük tablo görülebildiğinde anlam kazanıyor. Sürekli ağzından nefes alan çocuklarda diş ve damak gelişim bozuklukları, diş çürükleri, ağız kokusu, sık boğaz ağrısı ve iltihabı, yutma bozuklukları, yüz gelişim bozuklukları başlıyor.
Yetişkinlerde uyku apnesi: Yetişkinlerde tablo biraz değişiyor. Erişkinlerde ve çocukların bir kısmında uyku apne sendromu obeziteyle birlikte ortaya çıkıyor. Peki aşırı kilo uyku apnesini nasıl etkiliyor? Boyun çevresindeki yağ dokusunun artması bir yere kadar dışa doğru gelişirken, bir yerden sonra büyük bir kısmı solunum yolunu da daraltıyor. Vücudun büyümesiyle bağlantılı oksijen ihtiyacı artmakla birlikte, solunum yolunun daralmasına paralel oksijen alımı azalıyor. Yani birdenbire tüm fizyolojik denge tersine dönüyor.
UYKU LABORATUVARI Uyku apnesinin kesin teşhisi ve şiddetinin ölçülebilmesi için uyku laboratuvarlarında “polisomnografi” adlı incelemeler yapılması gerekiyor. Uyku sırasında bir çok parametrenin kaydedildiği polisomnografi ile kalp fonksiyonu, solunum fonksiyonu, oksijen ve karbondioksit miktarları, beyin bölgelerinin aktiviteleri, uykunun yapısı ve uyku bozuklukları hakkında en sağlıklı bilgilerin alınması sağlanıyor.
Anadolu Sağlık Merkezi’nin uyku laboratuvarında yaptıkları polisomnografiye ilişkin uyku laboratuarı sorumlusu Nöroloji Uzmanı Dr. Levent Üçkardeşler şunları anlatıyor: “Bu yöntemle, beyin elektrosu (EEG), solunum hareketleri, uyku sırasında kandaki oksijen miktarı, kalp elektrosu (EKG), göz hareketleri, kaslardaki kasılmalar, kol - bacak ve gövde hareketleri, hastanın sürekli video görüntüsü eşzamanlı (simultane) kayıtlanır ve böylece uyku sırasında vücut işlevleri hakkında ayrıntılı bilgi elde edilir. EEG ile uykunun seyri ve fazları, uykudaki anormal hareketler ve durumlar kaydedilmektedir. Polisomnografi, sık görülmeleri nedeni ile en sık uyku apnelerinin durumu ve tipinin saptanmasında kullanılır. Bunun yanında nörolojik hastalıklar olan uyku bozukluklarının teşhisinde kullanılmaktadır. Bu yöntemle uyku ritm bozuklukları (disomnialar), uykusuzlukların (insomnia) tip tayini, narkolepsi ve huzursuz bacak sendromu (restless leg) gibi nörolojik hastalıklar, uykuda hareket bozuklukları (parasomnialar) teşhis edilir. Diğer yaygın bir kullanım alanı da erkeklerdeki impotansların, yani penisteki sertleşme bozukluklarının teşhisidir. Özel bazı kaydedicilerle peniste uyku sırasındaki sertleşmeler kaydedilerek iktidarsızlığın gerçekten var olup olmadığı ve psikolojik mi yoksa organik mi olduğuna karar verilmekte, böylece tedavisi daha sağlıklı yapılmaktadır.”
Uyku testlerinden sonra elde edilen bilgiler değerlendirilerek, uyku apnesinin gerçekten tedaviye ihtiyaç gösterip göstermediğine karar veriliyor. Burada da farklı disiplinlerdeki hekimlerin işbirliği içinde çalışması gerekiyor. Uyku apne sendromu olan hastaların nöroloji, KKB, göğüs hastalıklarının ortak takip ettiği hastalar olmakla birlikte; öncelikle nöroloji ve KBB takibinden geçmesinin uygun olacağı düşünülüyor.
YETİŞKİN VE ÇOCUK TEDAVİSİ Tedavi uygulandığı taktirde uyku apnesinin ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağının gruplara göre değişkenlik gösterdiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Reha Baran sözlerine şöyle devam ediyor; “Çok küçük çocuklarda solunum yolu obstrüksiyonu varsa cerrahi müdahale ile bunları düzeltmek mümkün. Oyun çağı çocuklarında eğer obstrüksiyon yeri doğru tespit edilir ve bunlar ameliyatla uzaklaştırılırsa, çocuktaki pozitif etki hemen görülüyor. İleri yaşlarda obez kişilerde ise sorun ve çözümü biraz daha karmaşık. Ameliyatla solunum yolu açılabiliyor, ancak buradaki yağ dokularına genel olarak müdahale edilemiyor. Kesin çözüm için bu kişilerin kilo kaybına yönlendirilmeleri ve bir takım solunum cihazlarından faydalanmaları sağlanmalarıdır.”
Gögüs hastalıkları uzmanları olarak hastanın sorunun saptanmasının ardından genellikle CPAP ya da BiPAP cihazlarını kullandıklarını söyleyen Doç. Dr. Baran şu bilgileri veriyor: “CPAP (Continious Positive Airway Pressure) cihazının kullanılmasındaki amaç hastaya devamlı hava basıncı uygulamasıyla uyku sırasında kapanan üst hava yollarını açık tutmaktır. CPAP cihazı hastanın burnuna yerleştirilen, yumuşak silikon bir maske ve bunu cihaza birleştiren hortumdan ibarettir. Cihazın olumlu etkisi birkaç gün içinde görülür. Yorgunluk, uyuklama gibi belirtiler kaybolur; hastanın günlük aktivitesi ve canlılığı artar, horlamalar kesilir. Artan dinamizm, şişman hastaların zayıflamasını ve sağlıklı kilolara ulaşmasını sağlar. Bunlarda en önemli problem aslında hasta uyumu oluyor. Eğer hasta çok semptomatikse bunu kullandığında müthiş bir fayda görüyor. Ertesi gün yeniden doğmuş gibi oluyor. Sabah baş ağrıları olmuyor, kaliteli bir uyku uyumuş oluyor. Böyle hastalarda daha iyi bir uyum var. Fakat bu kadar şikayeti olmayan hastalarda çok uyumlu olmuyor bir süre sonra bırakıyor.”
RİSK FAKTÖRLERİ Kilo fazlalığı nedeniyle boynun ve boğaz çevresindeki yağ dokusunun artması. Özellikle çocuklarla büyümüş bademcik ve geniz etinin varlığı. Boğazın dar yapıda olması. Bazı kişilerde boğazın şekli doğuştan dar yapıda olabilir. Uyku apnesi erkeklerde kadınlara oranla 2 kat daha fazla ortaya çıkıyor, bu nedenle erkek olmak bir risk faktörü oluşturuyor. Uyku apnesi orta yaş üzerindeki erişkinlerde gençlere göre 2-3 kat daha fazla görüldüğünden yaş da bir risk faktörü olarak kabul ediliyor. Boğaz kaslarının uyku sırasında gevşemesine neden olduğu için alkol, sakinleştirici ve uyku ilaçları kullanımı da risk faktörü oluşturuyor.
|
|
|
|
|
13
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Kuş gribi ile mücadelede ekolojik tehdit
|
: Haziran 20, 2008, 07:58:32 pm
|
|
Kuş gribi ile mücadelede ekolojik tehdit Kuş gribine karşı kanatlı hayvanların itlafının gelecekte ekolojik dengeyi bozacağı belirtildi.
Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Botanik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, kuş gribi ile ilgili olarak hükümetin ve uzmanların değerlendirmeleri dorultusunda kanatlı hayvanların itlaf edilmesinin sorunun çözümü yerine kuş türlerinin neslini tehdit ettiğini ileri sürdü.
Prof. Düzenli, doğa ile uğraşan uzmanların kuş gribinin gerçek nedenleri ve hastalığın insanlara nasıl bulaştığının araştırılarak çözümlerin bu yönde uygulanmaya konulmasının yerine günlerdir kamuoyunda sadece kümes hayvanlarının itlafının işlenmesinin gerçekle bağdaşmadığını vurguladı.
Doğada insanlar kadar yaşama hakkına sahip bulunan bitki ve hayvanların hastalık gerekçesiyle nesillerini tüketircesine vahşi mücadelelerin gelecekte ekolojik engede önlenemez sorunları beraberinde getireceğini belirten Atabay Düzenli, “Kuşların da kendilerine göre yaşam koşulları mevcut, insanlarda hayvanlara hastalık bulaştırabiliyor. Kuşların bu mevsimde grip olma olasığını niçin göz ardı ediyoruz, insanlar kadar kuşlarda ekolojinin ayrılmaz bir parçası” dedi.
Türkiye’de kuş gribinin ortaya çıkmasıyla Kırsal alanlardaki plansızlığın çok daha net bir şekilde ortaya çıktığının görülmesine karşılık yetkililerin bu konuşu gözden kaçırdığına değinen Prof. Düzenli, şöyle konuştu:
“Kırsal alanlar bir an önce planlanmalı. Bu alanlarda yaban hayatı ile insanoğlunun yaşayacağı alanlar belirlenmeli. İnsanoğlunun bu alanlarda yaşama biçimi ve şartları ortaya konulmalı. Dünyada tek canlının insanlar olduğu ve insanların her istediğinin kayıtsız şarsız geçerli olduğu fikri terk edilip, bitki ve hayvan ve insanların bu dünyada yaşama haklarının olduğu, her birisinin yaşamları için vazgeçilmez şarları bulunduğu ve birbirlerine bu konuda anlayışlı olmaları gerektiği unutulmamalı. Eğer insanoğlu bu dünyada sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşayıp nesillerini devam ettirmek istiyorsa yaşadığı ortamdaki canlı ve cansızları çok iyi tanımalı ve yaşam tarzını buna göre oluşturmalıdır.”
|
|
|
|
|
14
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Küresel AIDS tehlikesi bitti
|
: Haziran 20, 2008, 07:57:54 pm
|
|
Küresel AIDS tehlikesi bitti Dünya Sağlık Örgütü küresel AIDS tehdidinin artık sona erdiğini açıkladı.
AIDS hastalığı uzmanı olan De Cock, hastalığın geniş kitlelere bulaşıp endemik hale gelmesinin artık söz konusu olmadığını öne sürerek, AIDS'in eşcinsel erkekler, uyuşturucu bağımlıları, hayat kadınları ve onların müşterilerini tehdit ettiğini söyledi.
İlk defa 25 yıl önce teşhis edilen AIDS'in tüm toplumlara tehdit oluşturmadığını bildiren Dr. De Cock, hastalığın en yaygın olarak Afrika kıtasında görüldüğünü belirtti. De Cock, şunları söyledi:
“10 yıl önce Asya kıtasında genel epidemik görüleceği söyleniyordu ve yüksek nüfusa sahip olan Çin, bu anlamda endişelendiren bir bölgeydi. Artık bu olası görünmüyor. Ancak yinede dikkatli olmalıyız.”
Geçen aylarda Birleşmiş Milletler tarafından da ‘AIDS hastalığı abartıldı’ açıklaması yapılmış, örgüt, AIDS mikrobu taşıdığı tahmin edilen ‘40 milyon insan’ istatistiğini gerçekçi sayımlara dayanarak 33 milyona indirmişti. Avrupa'da ise AIDS hastalığının en yaygın olduğu ülkeler arasında Estonya, Portekiz ve İngiltere yer alıyor. Özellikle İngiltere'de, hükümetin 10 yıl boyunca yürüttüğü ‘AIDS bilgilendirme kampanyası’ için 900 milyon sterlin harcadığı bildirildi.
|
|
|
|
|
15
|
Her Telden / Sağlık Bölümü / Borçlar insanı hasta ediyor
|
: Haziran 20, 2008, 07:57:43 pm
|
|
Borçlar insanı hasta ediyor Borcu olanlar dikkat ! Beyniniz ve sindirim sisteminiz tehlikede..
Aşırı borça giren ABD’lilerde strese bağlı hastalıklar başgösterdi. Stres hormonu beyne “savaş ya da kaç” komutu veriyor, vücudun uzun süre “yüksek viteste” olması kan basıncını, kalp atışını, hafızayı ve sindirim sistemini yıpratıyor.
Associated Press ile AOL Health’ın yaptığı araştırmaya göre ABD’liler dağ gibi borçla mücadele ettikleri dönemde daha fazla sağlık sorunlarından mustarip oluyor.
Massachusetts eyaletinin Braintree bölgesinden Edward Driscoll, 10 bin dolar olan borcunun ülserinin artmasına ve eşinin panik ataklarına yol açtığını söylüyor. Driscoll içinde bulunduğu ruh halini, “Kaygı, kaygı, kaygı...” sözleriyle dile getiriyor.
Araştırma sonuçlarını değerlendiren psikolog Paul J. Lavrakas ise, birçok kişinin borçlarını idare ettiğini, ancak muhtemelen 10 ile 16 milyon insanın, “borçları nedeniyle korkunç ıstırap çektiğini ve sağlıklarının olumsuz etkilendiğini” söyledi. Lavrakas, borç stresi içindeki kişilerin, stresle bağlantılı en az üç hastalıkla boğuştuklarını da ifade etti.
Araştırma, şu anda ekonominin zorlu bir dönemden geçmesi ve artan yaşam maliyetlerinin borç stresini artırdığını, borç stresinin 2004 yılına göre yüzde 14 yükseldiğini ortaya koydu.
ARAŞTIRMANIN SONUÇLARI
Kamuoyu araştırmasına katılanlardan yüzde 27’sinde ülser ve sindirim sistemi sorunu bulunurken, bunların yüzde 8’i düşük seviyede borç stresi çekiyor.
Migren ve diğer baş ağrısı sıkıntısı bulunan yüzde 44’ten yüzde 15’inin, ciddi kaygı sıkıntısı çeken yüzde 29’dan yüzde 4’ünün ve ciddi depresyon sorunu bulunan yüzde 23’ten yüzde 4’ünün düşük seviyede borç stresi bulunuyor.
Kalp krizi geçiren yüzde 6’nın yüzde 3’ü, sırt ağrısı dahil kas ağrısından mustarip yüzde 51’den yüzde 31’i düşük seviyede borç stresi çekiyor.
Lavrakas, stresin sağlık sorunlarına yol açıp açmadığının kesin olarak bilinmediğini söylerken, Ohio Eyalet Üniversitesi 1990 yılının sonunda mali borç stresi içindeki insanlarla ilgili bir ölçüm endeksi geliştirilmesine yardımcı oldu.
BORÇ NASIL HASTA EDİYOR?
Tıbbi araştırmalar, bu araştırmadaki belirtilerin birçoğunun gerçekten tipik kronik stres olduğuna işaret ediyor. Vücut, adrenalin ya da stres hormonu kortizolu salarak “savaş ya da kaç” şeklinde tepki veriyor. Bu vücudun acil durumda hızlı tepki vermesine yardım ediyor, ancak vücut uzun süre “bu yüksek viteste” kalmayı sürdürürse, bu kimyasallar, kan basıncı, kalp atışı, hafıza, ruh hali, sindirim sistemi ve hatta bağışıklık sisteminde fiziksel zarara yol açabiliyor. Her ne kadar stres mide ülserinin nedeni olmasa bile ağrıyı artırabiliyor.
Amerikalıların, sağlık üzerindeki etkilerini dikkate almaksızın, ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması, istihdamın azalması, enerji ve gıda fiyatlarının artması, konutların değerinin düşmesi ve konut hacizlerinin yükselmesi gibi ekonominin zor süreçten geçtiği dönemlerde daha fazla borçlanması birçok kişinin bütçesini zorluyor.
ABD Merkez Bankası’na (FED) göre, tamamı kredi kartıyla bağlantılı tüketici borçları 2004 yılında 800 milyar dolar iken, bu rakam şimdi 957 milyar dolara çıkmış bulunuyor. Ortalama araba kredisi de 2004 yılında 24,888 dolar iken bu bugün 27,397 dolara çıktı. Ayrıca 2004’de 7,8 trilyon dolar olan konut kredileri de şu anda 10,5 trilyon dolara ulaştı.
Orta sınıf ailelerin en fazla borç stresi çekenlerin arasında olduğunu gösteren araştırmaya göre, diğer borç stresi sıkıntısı içindekiler kadınlar, küçük çocuklu çiftler, düşük gelirli çalışan aileler, Demokratlar ve lise mezunu olup üniversite eğitimi alamayanlar olarak sıralanıyor.
En az borç stresi çekenler ise erkekler, emekliler, yalnız yaşayan insanlar, üniversite mezunları ve Cumhuriyetçilerden oluşuyor.
|
|
|
|
|