Yararli Linkler
Bugünkü Mesajlar
Mesajlarıma Yazılan Cevaplar
Forumlari Okundu Kabul Et
Profiliniz
Üyelik ayarlariniz
Kimlik bilginiz
Forum ayarlarınız
Çesitli
Özel Mesajlar
Daha Fazla İstatistik
Kimler Online
Hizli Arama
Gelismis Arama Yap

 
Hoşgeldiniz
+ FoRuMBoL » Oyun » Tüm Oyunlar
 Forumbol Oyun Kütüphanesi
Beni Hatırla?

Oyunlar Programlar MSN Messenger Windows İşletim Sistemi Webmasterlara Özel Photoshop Komik Resimler ve Videolar PC Donanım ve İnternet Güvenlik Programları Yerli Filmler Hazır Web Sistemleri Uydu Alıcıları Youtube Video Paylaşım Nokia Cep Telefonu İslamiyet
Bu alana reklam vermek için tıklayın
Aylık Sadece 5 YTL*
www.siteniz.com
Bu alana reklam vermek için tıklayın
Aylık Sadece 5 YTL*
www.siteniz.com
Bu alana reklam vermek için tıklayın
Aylık Sadece 5 YTL*
www.siteniz.com
Bu alana reklam vermek için tıklayın
Aylık Sadece 5 YTL*
www.siteniz.com
Bu alana reklam vermek için tıklayın
Aylık Sadece 5 YTL*
www.siteniz.com
Bu alana reklam vermek için tıklayın
Aylık Sadece 5 YTL*
www.siteniz.com
Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın!
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu BaşlığıKonu: Forumbol Oyun Kütüphanesi
Cevap SayısıCevap Sayısı: 104 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı: 2895 defa
Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 10 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7
Seçenekler
 Yazdır
 Forumu kullanmak için üye olun
Arama
Gelismis Arama Yap
Konu Derecesi: *****
Bu konuyu derecelendirmediniz. Derece Seç:
Konu: Forumbol Oyun Kütüphanesi  (Okunma Sayısı 2895 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 10 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« Yanıtla #60 : Kasım 13, 2007, 03:09:07 pm »
ђ∑®Ǿ Ρ®ĩйŒ
Kahraman Prens!
Mareşal
*
REP GÜCÜ: 25563
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 11153

Konu Sayısı: 4308

Cinsiyet: Bay

Nerden:

Üye ID: 2

Üyelik Bilgileri
İlerleme

Uyarı Puanı:

%0
Forumbol Oyun Kütüphanesi




FİFA 2008 İNCELEMESİ

 Çıkış Tarihi:   28.09.2007(Çıktı)
 Üretici Firma:   EA Sports [Web Sitesi]
 Dağıtıcı Firma:EA Sports [Web Sitesi]
 Platform:   PC
 Oyun Türü:   Spor
 Yaş Sınırı:   8+
 Çoklu Oyuncu Desteği:   Var
 İngilizce Gereksinimi:   Az
 Zorluk:   Normal

En Düşük Sistem
# P4 1.3GHz veya dengi AMD sistemleri
# 512 MB Ram
# DirectX 9.0c destekli 128MB ekran kartı
# 2.5GB boş disk alanı

Artılar
+ Kaleci zorluk seviyesi
+ Be a Pro modu

Eksiler
- Spiker
- Grafikler ve surat modellemeleri
- Top kontrolü
- Geçen senenin tekrarı

Türe Getirdiği Yenilikler
Be a Pro modu denenmemiş bir mantıkla işliyor.

EA Sports, her yıl olduğu gibi bu yıl da sonbahara girdiğimiz sıralarda bizi FIFA serîsinin yeni oyunu ile tanıştırdı. Özellikle FIFA fanatiklerinin merakla ve heyecanla beklediği oyun, bir haftanın sonunda gerisinde yalnızca üzüntü bıraktı. Oyun kötü değildi belki ama, her zamanki gibi beklentiler çok büyüktü ve karşılanamamıştı. Oyunun fizik motorunda tutunda grafik, animasyon ve menülerin çoğu geçen senenin benzeriydi, daha doğrusu aynısıydı. Ancak akışı değiştirebilen bazı yenilikler de oyuna eklenmişti…

Oyunun geneline baktığımız zaman birkaç ufak farklılıktan başka hiçbir yenilik yok. Menüler, renkler dışında, her şeyi ile FIFA 07’nin aynısı. 3 yıldır kullanılan fizik motoru bu oyunda da kullanılmış ve grafikler de kaldığı yerde, aynen bekliyor. Günümüzün oyun grafiklerine baktığımız zaman vasatın üstünde seyrettiğini belirtebiliriz ama... meselâ, çeşitli yerlerde oyuncuların yüzlerini gördüğümüzde "Bu adamda kim yahu?" diyebiliyoruz, özellikle de Turkcell Süper Lig'de. Bazen önemli oyuncuların bile yüzlerini es geçebiliyorlar. Örneğin, Kezman'ın yüzü gayet gerçekçi iken Roberto Carlos’un yüzü, anımsatsa da, gerçeği ile fazla benzerlik sunmuyor. Aynı şekilde, bir Alex’in veya Delgado’nun da gerçekle alâkası yok. EA’nın bu gidişe dur demesini, bu oyunda bekliyorduk ama grafiklerde de maalesef herhangi bir gelişme yok…

Oyunun tuşlarında ise yeni ve yerinde bir uygulamaya gidilmiş. Artık ‘W’ tuşu ile atacağımız pasların şiddetini ve yönünü biz ayarlıyoruz. Yapmamız gereken tek şey, yön yuşları ile doğru arayı görüp, doğru şiddet için doğru süre boyunca ‘W’ tuşuna basılı tutmak. Geçen sene FIFA oynayanların bu oyuna tam anlamıyla alışmaları için bir iki maç alıştırma yapmaları gerekiyor. Çünkü hem paslar, hem de oyunun zorluğu bunu gerektiriyor. Tecrübeli oyuncuların dahi ilk maçını World Class seviyesinde açmalarını tavsiye etmem, zîra Hakan Şükür’ün altı kişiyi geçip gol attığı bir maç gerçekten çok sıkıcı oluyor. 07’de aşırtma tuşları ‘Q+D’ idi. Bu sene bu tuşlara plase özelliği eklenmiş. Pek bir faydası olmasa da, yüksek seviyeli oyuncularda işe yarayabiliyor. Aşırtma tuşlarımız ise Z+D tuşlarına geçirilmiş. “Yok arkadaş, ben bildiğim gibi oynamak istiyorum,” derseniz de tuşları kontrol ayarları bölümünden değiştirebiliyorsunuz.

BÜYÜYÜNCE PROFESYONEL OLMAK

Fanatiklerin ve meraklıların en çok beklediği mod ise kuşkusuz ‘Be a Pro’ modu idi. Bu bölümü hem hızlı oyun hem de değişik şekillerde oynayabiliyorsunuz. Hızlı maç bölümünde takımımızı ve o takımdaki oyuncuyu seçiyoruz. Bütün maç boyunca tek oyuncu ile oynayarak Level’lar atlamaya çalışıyoruz. Ayrıca ‘Zone Play’ bölümünde ise herhangi bir mevkîde bulunan bütün oyuncuları yönetiyoruz. Yani eğer forvet hattını seçerseniz, forvetteki bütün oyuncuları yönetebiliyorsunuz. ‘Be a Pro’nun kamerası ise kendine özel. Maç kamerasına göre biraz daha alçak ve değişik diyebilirim. Kamera yine topu gösteriyor, bu yüzden oyuncumuzu yine radardan takip etmek zorunda kalıyoruz. Topun gittiği her yere koşmayı denersek de adamımız ikinci yarıyı çıkarmakta zorlanabiliyor. Ayrıca bu mod ile kendimize yeni bir oyuncu yaratıp, onunla maceradan maceraya atılabiliyoruz. Maça girmeden önce teknik direktörden taktikleri alıp maça girebiliyoruz. Top bizde iken ‘S’ tuşuna basarak adamlarınızdan pas veya ‘Q+W’ tuşlarına basarak ara pas isteyebiliyoruz…
Geçen senenin neredeyse aynısı ve birçok kişi tarafından beğenilen Menajerlik modu da oyunda yer almış. Takımımızın menajeri olup oyuna giriyoruz. Transfer ve taktiksel açıdan her şeyi yapabildiğimiz bu bölümde yapılan tek yenilik ise menajer resimlerinin değiştirilmesi. Yine her maç sonunda skora bağlı olarak para kazanıp kaybediyoruz. Ayrıca takımın kötü gidişine ve gelen tekliflere göre de başka kulüplere transfer olabiliyoruz…

Diğer modlar ise geçen senenin aynısı. Tournament modunda ister kendimize özel turnuvalar ayarlıyoruz, ister lig veya kupalardan birini oynayabiliyoruz. Challenge modunda da çeşitli turnuvalara girip puanlar kazanıyoruz. Tabii ki bu yöresel olarak sınıflandırılıyor. Son olarak antrenmanlar… onlarda da bir yenilik yok. Maç, serbest vuruş, korner gibi çeşitli modifikasyonlarda çalışmalar yapabiliyoruz…

Oyuna getirilen birkaç yeniliğin sonuncusu ise oyun zorluğu ile kaleci zorluğunun ayrılması. Çok gerekli olmasa da gol yollarında sıkıntı çekip klavyeyi kıranlar için ideal…

Son olarak oyunun seslerinden bahsedelim: maç içinde spikerin konuşması geçen senenin tıpa tıp aynısı. Pozisyonlara göre aynı cümleleri ezberlesek de, buna bu yıl da katlanmak zorundayız. Müzikler fena sayılmaz. En olumlu şey ise taraftar seslerinde. Bir Türkiye derbisinde Türkçe sesler duymak her taraftarın hoşuna gider tabii...
Logged
One Turk Against The World




DuaNLa YaŞaMaDıM Ki BeDDuANla ÖLeyİm....

LÜTFEN SİTEMİZ DEN ALDIĞINIZ KONULAR DA KAYNAK GÖSTERİNİZ!!!!

« Yanıtla #61 : Kasım 13, 2007, 03:24:34 pm »
ђ∑®Ǿ Ρ®ĩйŒ
Kahraman Prens!
Mareşal
*
REP GÜCÜ: 25563
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 11153

Konu Sayısı: 4308

Cinsiyet: Bay

Nerden:

Üye ID: 2

Üyelik Bilgileri
İlerleme

Uyarı Puanı:

%0
Gears Of War

Gears Of War



 Çıkış Tarihi:   09.11.2007(Çıktı)
 Üretici Firma:   Epic Games [Web Sitesi]
 Dağıtıcı Firma:Microsoft [Web Sitesi]
 Platform:   PC
 Diğer Platformlar:   Xbox 360
 Oyun Türü:   BBV (Birinci Bakıştan Vuruş)
 Yaş Sınırı:   17+
 Çoklu Oyuncu Desteği:   Var
 İngilizce Gereksinimi:   Orta
 Zorluk:   Orta

En Düşük Sistem
*Windows Vista ya da Windows XP
*Processor: 2.4+ GHz Intel; 2.0+ Ghz AMD
*RAM: 1 GB
*HDD: 12 GB free hard drive space
*Ekran Karti: NVIDIA GeForce 6600+, ATI X700+

Artılar
+ Grafik
+ Yapay Zeka
+ Tus uyumlulugu
+ Hikaye
+ Oynanabilirlik
Eksiler
- Kisa oynanis süresi
- Tekrarlanan stratejiler

2005-2006 yılları içinde özellikle Xox 360 platformunda ortalığı yıkıp geçen, adeta ödül törenlerinin vazgeçilmez adresi olan, ve milyonlarca kişi tarafindan LIVE çerçevesinde hala deli gibi oynanan Gears Of War, uzun bir hazırlık dönemi ardından nihayet PC platformunda da yerini aldi. Uzun dedim, sebebi ise Gears Of War' in gerçekten bazı yenilikler ile PC için baştan hazırlanmış olması. Extra harita ve hikaye modundaki farklılıkları ile şu oyunsuz kalmadığımız şu dönemde HDD' lerimiz için yeni bir yüz diyebildigimiz GOW, anlaşılan Locust istilasını pclerimize taşımaktan oldukça mutlu.

Warning ! Locust Invasion !

Gears Of War bileceginiz üzere PC için oldukca beklenilen bir yapımdı. Taktikal Aksiyon/ Korku türündeki oyunumuz insanoglu ve yeni bir tür olan Locust' lar arasında geçen amansız bir savaşı bizlere anlatıyordu. Unutulmaz bir oynanış ve grafikler ile elbette.

Cehennem, kendisi genelde bastığımız zeminin altındaki su borularının bir altına kurulmuş bir mekan olarak tasvir edilir. Peki ya size bunun gerçek olduğunu söylersem? Peki, peki en baştan anlatayım. Insanoglu gelişme çabaları sayesinde yerin altinda çok güçlü ve dünyaya cok yararlı olacağını düşündüğü bir kaynağı yer yüzüne cıkararak belkide tarihindeki en büyük hatayı yapmıştır. Bulunan bu kaynak ile beraber sonu gelmeyen Locust adında bir yaşam türü dünyaya saldırır. Insanın başka bir çaresi kalmadığı gibi artık büyük oynamak zorundadır. Ve kendi dünyasını bir hiçe sayarak amansız bir savasa başlar. Kısa sürede dünya yaşanmaz bir hale gelir. Böyle bir dünyada yaşamak istemezdiniz herhalde. Ama biz yaşıyor olmasakta , Marcus Fenix'in gözünden tüm olan biteni takip edebiliriz. Hayatta kalabilirsek elbette.

Marcus Fenix. Babası için bulunduğu cepheyi terketmiş ama herşeye rağmen ölmesine engel olamamış ve ordu tarafindan ihanet ve korkaklık ile suçlanarak 40 yıl hapis cezasına çarptırılmıs bir askerdir. Fakat Locust ırkının savaşı kazanmaya doğru hızla ilerlemesi ordunun her adama ihtiyaç duymasına sebep olur. Böylece 14 yıllık bir aradan sonra Marcus Fenix tekrar silahını eline alarak hayatı uğruna amansız bir savasa girer (yeniden). Oyun bukadar açıklayıcı bir intro sunmasada, eski dostumuz Dom' (Dominic Santiago) un zindan kapımızı aralayıp bize durumu anlatması ile durumu kavrıyoruz. kiliç kalkan kuşandiktan sonra oyuna başlıyor ve bol bol Locust tekmeliyoruz.

Daha girişte aksiyon tavan yapıyor adeta. Oyunun ileriki bölümlerinde bulamayacağnğz bir zevki ilk bölümden yaşamak biraz garip aslında ama diğer bölümler başka süprizler içeriyor sizler için. Gears Of War'a ilk basladığınızda farkedeceksinizki Unreal engine kendisini zorluyor. Dağilmis binalar, yıkılmış mekanlar, duvardaki çatlaklara kadar harika bir atmosfer söz konusu. Düsmanlarınızında eli silahli olunca oynanış tüm bu içerikleri birlestirerek oldukca farklı bir hal alıyor. Şimdi yıkık binalar ile oynanış ne alaka diyebilirsiniz. Fakat GOW ile bu çevreler oldukça önem kazanıyor. Öyleki oynanabilirlik herşeyin ötesinde bir durum olarak karşımızda. Bulduğunuz her duvara, taşa, eşyaya vb. herşeye yaslanarak siper almanız mümkün. Savaş taktiklerinizde bu yöne göre değisiyor. Stratejilerinizi genelde daha mantıklı yönde kullanmanız gerektiği nadir shooter oyunlarından biri olan Gears Of War'da eğerki eski kafa şeklinde düşmana çullanırsanız üzgünüm ama oyunda ilerleme şansınızıda yok etmiş oluyorsunuz. Locustlarin en az sizin kadar taktik yapabildiği bu cehennemden cikmak için oyunu kuralına göre oynamanızda yarar var. Yakin dövüşlerde ise Melee atacklar unutulmamış tabiki. "F" tuşu sayesinde yapabildiginiz bu atak, standart makineli tüfek haricinde bulunan tüm silahlarınızı etrafa sallayamaya işe yarıyor. Makineli tüfeginizde ise durum daha farklı. Öyleki makineli tüfekte ChainSaw (Elektrikli Testere) kombinasyonu eşliğinde yakın dövüşte düşmanlarınızı bol kanlı sahneler aracılığı ile parçalara ayırabiliyorsunuz. Fakat dikkat aynısını yapma hakkı onlardada var. Oldukca kanlı ve bol et parçaları ile süslenmiş çatışma sahneleri iştahınızı kabartacak cinsten. Shotgun yada yeni nesil Magnum diyebileceğimiz aşırı hasara yol açan silahlar sayesinde yine yakın mesafeden düşmanlarınızın her bölgesini parçalamanız mümkün. Elbette ekranınıza sıçrayan kanlar beraberinde. El bombaları ise biraz ilkel gibi dursa da is kullanmaya gelince tüm fark ortaya cıkıyor. Zincire bağlı olan bu patlayıcıları sallayarak firlatırken, Farenizin ikinci tuşuna basar iseniz çıkan mavi metre aracılığı ile ne yöne ne sekilde atma olasılığınız oldugunuda görebiliyorsunuz. Bu mavi çizgi okadar kullanışlı ki, bombanın nereye carpıp ne yöne doğru sekeceğini bile anlatıyor. Ayrıca oyunda ölüp yeniden başlarsanız düşmanların aynı yönden saldırmadığınada dikkat edececeksiniz. Bu özellik her yeni oynayışınızda farklı bir strateji yapmanızı sağıiyarak tek düze kavramını silip götürüyor adeta.

Bir diğer taktiksel hareket ise Reload özelliğimiz. Çatışmalar sert ve hızlı olduğu için uzun süreli sarjör doldurma işlemleri bazen sizi büyük dertlere itebiliyor. Bu yüzden Epic Games bizler için başka bir alternatif hazırlayarak sarjör hızına etki etmemizi sağlamış. "R" tusu aracılığı ile silahi doldurmaya başladığımı anda görünen beyaz çizgideki noktada hedefi durdurabilirseniz eğer silahınızın dolması çok kısa bir süreden ibaret oluyor. Eğer hedefi kaçırır iseniz silah bu sefer takılıp naz yapma aşamasına giriyor ve sizi uzun saniyeler eşliginde savunmasız bırakıyor. Elbette standart doldurmalarıda kullanmanız mümkün. Fakat sniper kullanıcılarnın bu durumu oynadıktan sonra daha iyi bir biçimde kavrayacaklarını buradan belirtmeyi unutmayalım.

Hersey bununla da beraber kalmıyor. Hatırlarsanız "Taktikal Aksiyon" şeklinde sıfatlamıştım ilk paragrafta Gears Of War'i. Oyun boyunca sürekli bir takım çalışması söz konusu. 4 kişiden olusan bu ekip oyun boyunca her karakteri ile farklı süprizler getirecek size. Öncelikle bir konuya açıklık getirelim, ana karakterimiz Marcus ve sadece onu kontrol edebiliyoruz. Fakat komutanımız hayatını kaybedince emirleri verme yetkisi bize gectiği icin takıma çok kapsamlı olmasada, idare edebilen bir komut  penceresi çıkıyor karşımıza. Saldir, koru, toplan şeklinde 3 basit komuttan ibaret olan bu pencereyi emin olun oyun boyunca 1 yada 2 defa kullanmaya yelteneceksiniz. Bunu söylememin sebebi ise takım arkadaşlarınızın olası bir saldırıda doğru kararları tek başlarına gayet iyi bir biçimde verebilmesi. Yani yapay zeka oldukca iyi durumda. Ama siz yinede egolarınızı es gecmeyin derim ben. Gelelim farklı bir açıda hazırlanmıs olan ekip calişmasına. Eger bir "LIVE" üyesi iseniz Gears of War sizlere orda burda bulamayacağınız bir eğlence sunacaktır. CO-OP adı verilen bir seçenek sayesinde baska bir oyuncu ile hikaye moduna girebilirsiniz. Bu durumda siz Dominic Santiago karakteri oluyorsunuz. Ve oyun boyunca birbirinizin sırtını kolluyorsunuz. Kulağa hos geliyor degilmi?

Unreal 3 Engine ve Nimetleri

Biliyorsunuz Gears Of War bir Epic Games yapımı ve Unreal 3 Engine üyesi. Grafiksel anlamda motorun tüm gücünü kullanan GOW en ince detaylari bile yüksek kalitede karşımıza çıkarıyor. Açık alanlarda oynarken ne dediğimi anlayacaksınız. Yıkılmış bir dünyayı harika bir biçimde karşımıza çıkaran Gears Of War çevresel efektlerden cok oynanışı etkileyen şovları ilede dikkat çekiyor. Ilk olarak patlama veya benzeri anlarda ortaya çıkan buğu ve ışıklandırmalar ağızları açık bırakacak seviyede. Silahlardan çıkan efektler zaten son noktayı koyuyor. Marcus'un koşarak bir duvara yaslanması ardından çıkan toz bir kenarda dursun reload anlarında silahın namlusundaki sıcaklık ve duman belirtileri sizleri oyuna iyice bağlıyor. Elbette oyunun PC platformuna geçmesi ile sistem merakıda basladığı için Gears Of War günümüzdeki yapımlardan çokta geride kalmıyor.
Öncelikle Windows Vista ile tavsiye edebilecegim Gears OF War'in tek hayal kırıklığı yaratan yönü DirectX 10 namına hiçbir yenilik sunmaması.

Seslendirmeler ise oyunun belkide tek hatasız yönü. Özellikle Max Payne karakterinden sonra böyle orjinal bir sesi Marcus'ta gördüm diyebilirim. Onun dışında diğer karakterlerinde konuşmalarına özen gösterilmiş. Yani anlıyacağınız karakter seslendirmeleri oldukça profesyonel. Locust'larımız ise ara sıra birkaç ingilizce kelime ediyorlar gerisi bağırıp cağırmalardan ibaret. Fakat onlardada şu korku filmlerindeki canavarcıkların derinleşmiş ürpertici seslerinden mevcut. Wrecker türü ise çığlık atıp durduğu için kulakları bozan cinsten bir özellik taşıyor. Silah, araç vb. alet edavatlar ise etkili ses sistemi sayesinde sizlere bir gerçekcilik havası katıyor.

Son söz olarak, Gears Of War şüphesiz kendisini PC platformuna taşımasının ardından çoğu kişiyi sevindirdi. Gerek basit bir port olmaması, gerek bu denli çok yönlü bir oynanışın iyi aktarılması, gerek üzerinde her türlü çalışmayı yapabileceğiniz bir editör ile sizleri kolay kolay bırakacağını söyleyemem. Şuana kadar oynadığınız shooter oyunları arasında şüphesiz en iyilerinden biri olacağını en başındanda söyleyen Gears f War bu dolu dolu geçen kasım ayında başka bir gürültü yaratarak biz oyuncuların uyku düzenini bozmaya niyetlenmiş durumda.
Logged
One Turk Against The World




DuaNLa YaŞaMaDıM Ki BeDDuANla ÖLeyİm....

LÜTFEN SİTEMİZ DEN ALDIĞINIZ KONULAR DA KAYNAK GÖSTERİNİZ!!!!
« Yanıtla #62 : Kasım 13, 2007, 03:27:29 pm »
ђ∑®Ǿ Ρ®ĩйŒ
Kahraman Prens!
Mareşal
*
REP GÜCÜ: 25563
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 11153

Konu Sayısı: 4308

Cinsiyet: Bay

Nerden:

Üye ID: 2

Üyelik Bilgileri
İlerleme

Uyarı Puanı:

%0
Time Shift İncelemesi

Time Shift İncelemesi



 Çıkış Tarihi:   31.10.2007(Çıktı)
 Üretici Firma:   Atari [Web Sitesi]
 Dağıtıcı Firma:   Saber Interactive [Web Sitesi]
 Platform:   PC
 Diğer Platformlar:   Xbox 360
 Oyun Türü:   BBV (Birinci Bakıştan Vuruş)
 Yaş Sınırı:   18+
 Çoklu Oyuncu Desteği:   Var
 İngilizce Gereksinimi:   Orta
 Zorluk:   Orta

En Düşük Sistem
*Windows 2000/XP
*Intel Pentium 4 1.5 ghz/ AMD Athlon 1.5 ghz
*512 MB RAM
*NVIDIA GeForce 6800 GT 256


Artılar
+ Grafik
+ Ses
+ Oynanabilirlik
+ Silahlar
Eksiler
- Konu
- Tekrarlanma
- Yapay Zeka

Türe Getirdiği Yenilikler
Zamanin avantajlari gülücük

Zaman... durdurulmak istenen sayılı kavramlardandır herhâlde. Ona hükmetmek şüphesiz en büyük hayallerinden biridir biz insanların. Peki ya bu şans elinize geçse… zamanı dilediğiniz şekilde kullanabilseniz… ne yapardınız? İste uzundur beklenen TimeShift ve Beta Suit, size bu şansı sunuyor. Artık zaman bizim emrimizde iken, ya dünyayı kurtaracağız, ya da biz de her varlık gibi zamana kapılıp yok olacağız; seçim bize kalmış…

TimeShift'in, açıkçası, diğer incelemelerimden daha eğlenceli bir hava taşıyacağını önceden biliyordum. Kendisi klişe gibi gözükse de, hiçbir oyunda olmayan bir ruha sâhip dersem, sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam. İnsanoğlunun zaman ile icat ettiği tüm fantezilerini sonuna kadar kullanabildiğimiz Timeshift'te sizlere şu ana dek yaşamadığınız bir macera öneriliyor. Öncelikle TimeShift'in geçmişine bakalım. Oyunun zaman kelimesi ile anılması, yıllar öncesine dayanıyor. Firmamız sanırım o vakitlerden başlamıştı zaman ile ilgili testlere. Öyle ki, çıkması (S.T.A.L.K.E.R. kadar olmasa da) bir hayli uzun süren (iki yıl, iki firma ve iki tanıtım sürümü) TimeShift, yıllarca geliştirildi ve günümüze en son hâli ile bir geçiş yaptı. Firmayı tebrik ederken bir yandan da zamanın tekrar geriye alınmasından korkuyoruz Beta Suit ile. gülücük

ZAMANIN KONTROLÜ

Oyunumuz gayet hoş hazırlanmış bir sinematik ile olanları, kesinlik kazandırmadan anlatıveriyor. Beta Suit adlı, zamana karşı durabilen, kullanıcıya büyük güç ve enerji aktarabilen bir giysinin yapıldığı merkeze bir saldırı oluyor (nereden ya da nasıl ya da kim tarafından belli değil) ve karakterimiz Michael Swift, yapım aşamasında olan bu kostümü ‘zamansız’ bir biçimde üzerine alıyor. Suit onun bir parçası haline geldikten sonra büyük bir patlamadan bekli de bir saniyelik bir fark ile kurtularak, zamanda kırılmalara yol açan kostümü ile birlikte bulunduğu günden çok ama çok ilerisine gidiyor ve oyun başlıyor. Elbette neler olduğunu anlamadan, Suit aracılığı ile gördüğünüz Flashback'ler sayesinde konuyu çözmeniz gerekiyor; yani oyunun her anında ufak bir ‘geçmişi hatırlama’ atraksiyonu ile kareleri sizin birleştirmeniz istenmiş. Bu yüzden konuyu şimdilik hayatta kalma felsefesine bağlamak daha mantıklı olur. Oyun, adından da anlaşıldığı üzere, tamamen zaman ve sizin zaman ile çok rahat oynamalar yapabilen giysiniz üzerine kurulu. Beta Suit, önceki yapımlardan bildiğiniz Show Motton (bir diğer deyim ile zamanı yavaşlatmak) özelliği bir kenara, size zamanı durdurup geriye alma gibi güçlerde bahşediyor. Durum böyle olunca "O zaman bizi kim durdurabilir?" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu sorunuza karşılık, en zor seviyeyi seçmenizi öneriyorum. Beta Suit sizin klasik Medic ihtiyacınızı oradan buradan sağlamanız yerine bizzat kendisi gerekli ihtiyaçları karşılıyor. Öyle ki, sizin sağlığınız ve kendi sağlığı için yenilenirken, düşmanın ne taraftan, ne şekilde, ne tür bir güç ile geldiğini bile belirtiliyor. Yani her an her felakete hazır olmak durumundayız. Çatışmalarda ise giysimiz gerçekten alaycı davranıyor. Zamanı yavaşlatmak, şu son dönemlerin vazgeçilmez özelliği olmakla beraber TimeShift'in kullanımı kaçınılmaz zaman özelliklerinin de başında geliyor zaten. Sağlığınız azaldığı anda zamanı yavaşlatarak hem düşman derdinden kurtuluyorsunuz hem de sağlığınızı daha çabuk hâllediyorsunuz. Hâl böyle olunca, bir imhacı sıfatı çok da abes kaçmayacaktır.

Zamanı geriye almak, başınıza çoktan gelmiş felaketleri düzeltmek ve hiç olmamış gibi devam etmek için ise yarıyor. Örneğin, üzerinize bir bomba mı atıldı ya da roket saldırısına mı mâruz kaldınız; en kötüsü, bir bina üzerinize mi çöktü? Hemen zamanı geriye alarak rotanızı ona göre değiştirebilir ve zor anlardan kolayca kurtulabilirsiniz. Bu tür felâketler dışında geriye alma özelliği pek fazla kullanılmıyor. Geriye alma özelliği sırasında giren Post Modern efektleri ile yağan yağmurun tekrar gökyüzüne yollandığı sahneler bitiriyor diyebilirim. ‘C’ tuşu ile bu gücün kullanılabildiğini de hatırlatmadan geçmeyelim.

Gelelim en can alıcı özelliğimiz olan zaman durdurmaya. Evet zamanı yavaşlattık, geriye aldık… artık durdurabiliyoruz da. Beta Suit’in nimetlerinin en etkilisi olan zamanı durdurma, oyun boyunca çoğu sahnede yardımınıza koşuyor. Bu özelliğin sonuçlarını oyunun demo sürümündeki giriş videosunda görmek mümkün aslında. Zamanı durdurduktan sonra yığınla askere kurşunlarınızı kusup tekrar ilerlettiğinizde etrafa saçılışlarını yada paramparça olmalarını izlemek oldukça eğlenceli. Ayrıca o anlarda yağmur damlacıklarının havada asılı kalması ayrı bir güzellik katıyor ortama. Her şey bunlardan ibaret de değil elbette: kapanan kapılar, lazerler, elektrikli bölgeler ve fazlasından, zamanı durdurma özelliğiniz ile çok rahat bir biçimde ilerleyebiliyorsunuz. Durdurma işlemi ise ‘F’ tuşu ile devreye giriyor.

ZAMANSIZ OYNANIŞ

TimeShift, oynanabilirlik açısından da pek çok yeniliği beraberinde getiriyor: düşman ile karşı karşıya kaldığınız sahnelerde yaratıcılığınızı ve giysinizi kullanarak ilginç tuzaklar kurma şansınız var; yani onları bir başka deyim ile ‘zamansız’ yakalıyorsunuz. Oyunda kullanabileceğiniz dokuz farklı silah mevcut. Her birinin tasarımı ve özelliği oldukça iyi hazırlanmış. Silahlar size bir ağırlık hissi de veriyorlar; elinizde boş bir cisim ile ilerleme duygusunu önceki yapımlardan bilmekteyiz. Silahlarınızın tasarımları ilginç ve isimleri oldukça orijinal. ‘E’ tuşu ile yakınlaşma özelliğiniz var… fakat gerek oynanış gerekse karşımıza çıkan teknolojik düşman ve robotlar, bana sürmeli Half-Life 2 oynuyorum hissi verdi. Eminin ki siz de TimeShift'i elinize alınca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Özellikle helikopter ile olan çatışma anları bire bir anımsattı HL2'yi. Elbette bunu iğneleyici bir yön olarak sunmuyorum burada. Etki-tepki kombinasyonu ise ortalama şekilde tasarlanmış. Zaten genelde düşmanlarınız paramparça olarak çekiliyorlar önümüzden ama yaralananlar bir an vurulduğu kısmı (ama her bölgeyi değil) tutarak duraklıyorlar. En iyi sonuç ise zamanı durdurup düşmanın silahını aldıktan sonra ortaya çıkıyor. Silahsız kalan düşmanınız dizlerini çöküp ellerini kaldırıyor ve "Silahsızım, lütfen beni öldürme!" gibi yalvarışlar oraya koyabiliyor. Öldürüp öldürmemek sizin elinizde ama çoğu, siz arkanızı döner dönmez yeni bir silaha atılıp şanslarını zorluyorlar. Sonuç olarak onlara ShatterGun (Shotgun) eşliğinde gerekli cevabı veriyoruz.

Grafiklere geçmeden önce bu harika oynanışa eklenen benzersiz zaman efektlerinden bahsedelim: öncelikle üç farklı zaman gücümüze üç farklı efekt eklenmiş durumda, bunu belirtelim. Zamanı yavaşlattığınızda açık havada iseniz ve yağmur yağıyorsa görsel şölen sizleri bekliyor demektir. Yağmur taneleri yavaş yavaş yeryüzüne ulaşırken düşmanlarınızın boğuk sesleri yanında boş mermi kovanları da havada sabırlı bir biçimde süzülüyorlar. Size yaklaşan kurşunlar ise hiç ama hiç tehditkâr durmuyorlar. Zamanı geriye aldığımızda ise bir patlama gerçekleşiyorsa en ufak ayrıntısına kadar (tahtalardan tutun tas parçacıklarına kadar) neresi, ne kadar dağılmış ise tekrar birleşmesini izliyorsunuz yavaş bir şekilde. Bunlar oldukça keyifli anlar vaade ediyor elbette. Oyunda sırf görsel eğlence için bu tür anlarda zamanı durdurup , yavaşlattığınız sahneler bile oluyor. Zamanı durdurmak ise siyah beyaz bir ekranda düşmanlarınızın çaresiz hallerinde onlara yapacağınız fantezilerden ibaret. Kafasına tek bir kurşun… ve adamın geriye uçuşu. Ya da bir füzenin yüzünüze karşı patlamaya hazır duruşunun portresi… Bu anlarda TimeShift'in anlamını daha iyi kavrıyoruz.

Yapay zekâ ise gülüp geçtiğimiz (her anlamda) tek özellik diyebiliriz. Düşmanlar siper alma, yardım çağırma ve şüphelenme gibi standart hareketleri yapadursunlar, Beta Suit karşısında tamamen etkisiz kalıyorlar. Sonuçta zaman ile istediği şekilde oynayabilen biriyiz ve bu durumun karşıdakinin zekâsı ne düzeyde olursa olsun çaresiz kalması demek. Öyleyse düşman (robular hariç) sizi pek fazla zorlamayacaktır. Ama yine de gözünüz hatırı sayılır bir zorluk seviyesinde ise New Game kısmından bu durumu düzeltme şansınız var.

ZAMANIN GRAFİKLERİ

TimeShift, yazının başında da belirttiğim gibi, günümüzün oyunlarından geri kalmıyor. Grafikleri ile ayrı bir şölen hazırlamış olan oyun, abartısız bir sistem eşliğinde sizlere tüm güzelliklerini sunuyor. Oyunu AMD Sempron 3000+ (bu konuda çok ciddiyim), Evga 256MB Nvidia Geforce 7900 GTO SLI ve 2GB Ram ile oynama şansım oldu; tüm ayarlar en üst seviyede iken, 1280x1024 çözünürlükte oldukça akıcı görüntüler elde ettim (hiçbir şekilde duraksamadı yani). HDR ve harika ‘Shader'lar bir kenara, özellikle gölgelendirmeler bir harika hazırlanmış. Yapımcı firmanın oyunun üzerinde ne kadar durduğu belli oluyor. Ama çoğu yerde, 1.1 versiyon yama olmadan oyunun sorunlara ve çökmelere maruz kaldığını okudum. Bende böyle bir sorurun gerçekleşmedi; fakat, bu yamayı kullanmanızı öneriyorum, sonuçta gözle görülen ya da görülmeyen birçok hatayı düzeltebilir. Işıklandırmalar ise oldukça detaylı. Camlardan içeri süzülen ışıklardan tutun, cisim ve karakter parlamalarına, oldukça iyi seviyede. Oyunumuz bir ‘Yeni Nesil’ olduğu için bunlara pek şaşırmamak lazım aslında, fakat daha yeni yeni ayak uydurduğumuz şu dönemlerde bu tür fizik motorları oldukça iyi geliyor biz oyunculara, ne diyelim…

Seslendirmeler, oyundaki en kusursuz yan. Konuşmalar oldukça profesyonelce. Beta Suit içinde bulunan küçük kız sesi bile hoş geliyor, ne yalan söyleyeyim. Silahlar ise değişik ses efektleri sunuyor. Düşmanlarınızın bağırmaları, çatışma anında giren hafif ve hareketli müzikler tempoyu yakalamanızda önemli rol oynuyorlar. Oyundaki müzikler ahım şahım olmadığı için genelde zaman güçlerinizin boğuk sesleri ile alıyoruz ritim duygusunu. Son söz olarak sesler, 80 üzeri puanı rahatlıkla alıyor. Yeterli mi ki?

ZAMANI YAKALAYABİLİR MİYİZ

Yeni nesil çılgınlığı ile bol bol sorulan bu soru, TimeShift içinde geçerli açıkçası. Bu hüzünlü sorunuza vereceğimiz cevap ise; 1GB Ram, bir nVidia GeForce 7800GT ya da daha üstü ve 2.4GHz ile normal bir seviyede "Evet, yetişir," olacaktır. Eğer doğru ayarlamaları yapabilirseniz, yüksek seviyede bile bazı anlarda sorunlar yasayarak iyi bir sonuç almanız muhtemel. Elbette daha düşük sistemlerde de çalışabilen TimeShift için iyi bir sonuç almak isteyebileceğinizi göz önüne bulundurarak böyle bir gereksinimi belirttim. Ama merak etmeyin, TimeShift ortalama düzeyde her PC’ye oldukça insaflı davranan bir oyun.

TimeShift ile bir zaman dilimimiz daha doldu. Günümüz BBV oyunlarına kafa tutabilecek kapasitedeki TimeShift, sizleri zamanı dilediğiniz şekilde kullanmaya davet ediyor. Bekli de geleceğin sinyallerini bu oyun ile göndermiş olan oyunuz, şüphesiz ‘zamanın’ unutulmaz yapıtlarından biri olma yolunda. Eğer zaman ile sorunlarınız var ise ve aşırı bir FPS oyuncusu iseniz, TimeShift size gerekli yardımda bulunacaktır.
Logged
One Turk Against The World




DuaNLa YaŞaMaDıM Ki BeDDuANla ÖLeyİm....

LÜTFEN SİTEMİZ DEN ALDIĞINIZ KONULAR DA KAYNAK GÖSTERİNİZ!!!!
« Yanıtla #63 : Kasım 13, 2007, 03:30:56 pm »
ђ∑®Ǿ Ρ®ĩйŒ
Kahraman Prens!
Mareşal
*
REP GÜCÜ: 25563
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 11153

Konu Sayısı: 4308

Cinsiyet: Bay

Nerden:

Üye ID: 2

Üyelik Bilgileri
İlerleme

Uyarı Puanı:

%0
Hellgate: London İncelemesi

Hellgate: London İncelemesi



 Çıkış Tarihi:   01.11.2007(Çıktı)
 Üretici Firma:   Flagship Studios [Web Sitesi]
 Platform:   PC
 Oyun Türü:   BBV (Birinci Bakıştan Vuruş)
 Yaş Sınırı:   16+
 Çoklu Oyuncu Desteği:   Var
 İngilizce Gereksinimi:   Orta
 Zorluk:   Orta

En Düşük Sistem
* Windows XP with SP2/ Windows Vista
* Processor: 1 .8GHz
* RAM: 1GB or more (2GB for Vista)
* Video: DirectX 9.0c/10 NVIDIA GeForce 6200/ATI Radeon 9000
* HDD: 6 GB

Artılar
+ Grafik
+ Oynanabilirlik
+ Coklu Oyuncu Secenegi
+ Item ve Özel Gücler
Eksiler
- Bug
- Sesler
- Konu

Size, en başından beri, bu kasım ayında bin bir çeşit oyun ile karşılaşacağımızı söyledik durduk. Nitekim sonbaharın bu eğlence dolu ayı bizleri yanıltmadı ve yepyeni bir yapım ile haklılığımızı bir kez daha ispât etti.. Çoğunuzun yakından tanıdığı (özellikle RYO sevenlerin ve Diablo oyuncularının) Hellgate: London, kısaca HL, nihâyet, deneme sürümünün ardından tam hâli ile kendisini gösterdi. Bakalım Blizzard'ın üç kaçak elemanı bizlere yeni nesilde nasıl bir RYO (RPG – Rol Yapma Oyunu) hazırlamış?..

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, en başta yapımcı firma, şu ana dek sıkça karşılaştıklarınızdan biri değil; yani oldukça yeni. İlk oyunları Hellgate: London ile bizlere geçmişteki o güzel RYO - Hack'n Slash yapımlarını bir arada toplamış, iyi bir oyun sunmak istemiş ve başarmışlar. Oyun boyunca RYO türü altında ÜBV (TPS – Üçüncü Bakıştan Vuruş) ve BBV (FPS – Birinci Bakıştan Vuruş) açılarından karakterimizi gördüğümüz gibi, Hack’n Slash yapma şansımız da oluyor. Bu, kendisini diğer RYO türlerinden çok rahat bir biçimde ayırmış durumda. Karşılaştırabileceğimiz tek oyun Diablo olacaktır ki, bu yazı boyunca kendisinden pek bahsetmek istemiyorum. Bu sebeplerden ötürü, bu yeni oyunu tamamen kendi içinde bölmeler ayırıp inceleyeceğiz.

Hellgate: London, günümüzden uzun bir zaman sonrasında, cehennem kapılarının açılması ile dünyaya saldıran şeytanlar ve onu durdurmak için ortaya çıkmış insan savaşçılar arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen bir savaşı konu alıyor. Hepinize çok basit gelmiştir muhtemelen; zaten oyun boyunca bunun ötesine de geçmiyoruz, geçemiyoruz. Öncelikle, oyunun başındaki ve çoğunuzun da bildiği müthiş bir sinematik ile bilgilendirildikten sonra, oldukça hoş hazırlanmış bir menü eşliğinde, direkt yeni oyuna dalıyoruz. İşte burada, çok hoşlanacağınızı düşündüğüm bir karakter menüsü sizleri bekliyor olacak. Nitekim bir RYO oynuyoruz ve bu denli bir karakter menüsü olmazsa olmazlardan. Çok genişçe olmasa da saç, sakal, boy, vücut, ten rengi gibi seçimlerimizi yapabiliyoruz. Karakteriniz, kadın ya da erkek ayırt edilmeden, surat seçeneklerinde bonkör davranmış. Hem hayâlinizdeki yüz biçimlerini çokça bulacaksınız, hem de bayanlarda küpe, piercing gibi şeylere, erkeklerde ise sakal imajına özen gösterebileceksiniz. Tüm seçeneklerin yeterli çoklukta ayarlanmış olduğundan emin olun… ancak, elbette her şey karakterin tipinden ibaret değil. Oyunda yöneteceğiniz karakteriniz için de türler, sınıflar var. Bunlar yeterli seviyede ve her birinin eksi (-) ve artı (+) şeklinde özellikleri var. Karakter türlerinden bahsedelim öncelikle:

BladeMaster: Çoğu RYO oyununda karşımıza çıkan bir tür. Adından da anlaşıldığı üzere kılıç ustası. Ateşli silahları kullanma konusunda pek yetenekli değil ama kendine has, kılıç gibi itemlere (dilimize geçirmiş gibi oluyoruz ama) sahip. Yakın dövüş için oldukça ideal.

Summoner: Yeni bir tür ve oldukça etkili. İşlerini genelde başkalarına(!) yaptıran güçlere sahip. Yani büyü ile yaratıklar canlandırıp ona yardımcı olmalarını sağlıyor. Yönetilmesi eğlenceli olabilir gibi.

Evoker: Ona ‘yeni nesil büyücü’ de diyebiliriz. Genelde silahlardan uzak durup, özel güçlere yakın oluyor. Ateş fırlatma, elektrik gibi bilindik güçleri kullanma özelliklerine sahip.

Marksman: Benim oyundaki favori türüm olup, ‘silahşor’ olarak nitelendirilebilir; yani ateşli silahları kullanmaya daha yatkınlar. Kullanabileceğiniz onlarca silah olmasına rağmen sizleri yakın dövüş malzemeleri olan kılıç ve kalkan ikilisinden mahrum bırakıyor. Yönetmesi en eğlenceli tür diyebilirim; ayrıca BBV severler için de şüphesiz en iyi seçim olarak gelecektir.

Engineer: Marksman’e yakın, ama daha fazla alet edevata sahip bir tür. Genelde patlayıcılar ve el bombaları kullanırlar. Güçlü diyebiliriz aslında.

Guardian: Oyunun en can alıcı türü. Sert ve güçlü yanları bir kenara, kendileri belki de oyundaki ana karakter olarak düşünülmüştür. Ona kaba bir biçimde ‘şövalye’ diyebiliriz; zîra yakın dövüşte hiçbir engel tanımıyor ve özel güçleri ile de dikkat çekiyor.

Gördüğünüz üzere, altı adet birbirinden farklı karakter seçeneğimiz var. Bunlardan size en yatkın olanını seçip oyuna girmenizi tavsiye ederim yoksa alacağınız zevk çok ama çok düşüyor; fazla düşünmeyin. Karakterimizi seçip oyuna girer girmez ne şu ‘seçilmiş kişi’ oluyoruz ne de önemli birisi. Arka sokaklardan birinde eli silahlı bir adamdan başka bir özelliğimiz yok. Yapmanız gereken, zamanla kendinizi göstermek. Ufak tefek görevlerden sonra oyunun ana görev bölgeleri olan istasyonların ilkine adım atıyoruz. Öncelikle istasyonlardan bahsedelim: Londra sokakları artık şeytanların oyun yeri olduğu için, insanlar yeraltı istasyonlarına sığınmış durumda ve bunlar genelde metro istasyonları olarak çıkıyorlar karşımıza. Bu istasyonlarda ana görevleri alacağımız karakterler bulunuyor. Ayrıca alışveriş için bir satıcı, sağlığınızı bedavaya yükseltmek için bir Medic, silahlarda Upgrade işlemi için de paralı makineler mevcut durumda. Hepsinden tek tek bahsedeceğim ama, öncelikle görevleri ele alalım: ‘Tab’ tuşunuz ile Mini Map açarak imleçleri takip edebiliyor, neyin nerede olduğunu daha iyi bir biçimde öğrenebiliyorsunuz. Üzerinde sarı soru işareti olan kişiler yan görevler aldığınız elemanlar iken, her istasyonda bulunan mor renkli soru işareti de ana görevinizi belirtiyor. Yan görevlerden Experience, yani deneyim kazanarak Level atlama barınıza destek oluyor, bunun yanında da para ve ekstra item kazanma şansı elde ediyorsunuz. Yan görevler genelde “Şuraya git, bunu öldür, şu malzemeyi bul ve getir,” türünden. ‘L’ tuşu ile de görev panonuza ulaşabiliyorsunuz. Görevlerden her an çıkma şansınız da var elbette.

DETAYLARDA SÖRF

Oyunun %75'lik dilimi yazılara dayalı olduğu için orta düzeyde bir İngilizce gerekiyor; aksi takdirde ne yapacağınızı şaşırabiliyorsunuz. Oyundaki mekânlara direkt geçiş için boyut kapıları mevcut durumda. Görev aldığınızda gitmeniz gereken boyut kapısı sarı renk oluyor. Böylece hedefinizin nerede olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ana görevlerde ise daha zor ve karmaşık engeller sizleri bekliyor: çeşitli şeytanları yok etmeniz istenirken, başka bir ana görevde önemli silah ve parçaları toplamanız ya da bir belgeyi bir yerden bir yere ulaştırmanız isteniyor. Elbette yol boyunca karşınıza çıkacak şeytanların sayısı belli olmuyor. Tek sokakta yüzlercesi ile savaştığım anlar oldu desem, siz durumu çakacaksınızdır zaten. Bu yüzden karakterinizin güçlerine güvenmiyorsanız hemen atlamayın görevlere. Oyundaki satıcılar yine istasyon içinde ufak bir bölmeye sahipler. Pahalılık olduğu için para da önemli bir rol oynuyor oyunda. Çeşitli şeytanlardan elde edeceğiniz paralar, etrafa saçılmış kutu gibi yerlerden de temin edilebiliyor. Hiç olmazsa kullanmadığınız eşyaları satabiliyorsunuz. Makineler ise, dediğim gibi, Upgrade işlerindeki yardımcılarınız oluyorlar. Augmentrex 3000 adlı makine, size yüklü para karşılığı üç ayrı seviyede silah güçlendirme şansı sunuyor. Nano Forge ise oyundaki Upgrade itemlerini bir araya getirerek seçtiğiniz silah ya da zırhınıza Upgrade yapıyor. Her yeni Upgrade için bir ya da iki seviye atlamanız gerekiyor. Ayrıca De-Modificator da silahınıza eklediğiniz parçaları ayırmanız da yardımcı oluyor. Oyundaki silah Upgrade’leri sadece bu makinelerden ibaret değil elbette. Bulduğunuz ya da satın aldığınız şarjör, bateri, mekanik parça veya tüpleri silahınızın üstüne bırakarak ona yerleştirebilir ve güç artışı elde edebilirsiniz. Açıkçası oyuna ilk başladığımda silahım 36 Damage yapabilirken, şu anda 112 Damage yapma şansını elde etmiş durumda. Takacağınız bu eşyalar elbette iyice bakılınca ne şekilde ve hangi yaratıklara karşı ne tür güçler bulundurduğunu ve ekleyeceğini belirtiyor. Örneğin, sadece farklı şeytan türleri için bile eşyalar bulunuyor. Bunun yanı sıra Sniper için dürbün gibi malzemeler de yer alıyor. Yerleştirdiğiniz parçalar silah üzerinde görsel anlamda da kendini fark ettiriyor. Yani Bioshock’ta gördüğümüz gibi silahın görselliği üzerinde de değişiklikler oluyor. Oyundaki çoğu silah, zırh ya da itemi, şâyet gerekli seviyede iseniz, kullanabiliyorsunuz. Eski silahınızı çok güçlendirirseniz de, size uygun seviyede olmayacağı için elinizden uçabiliyor: bu konularda çok dikkatli olmalısınız. Her eşyanın üzerinde ne tür ihtiyaçlar gerektiği belirtiliyor ve bunlar genelde Strength, Willpower, Stamina ve Accucary güçleri ile ilgili. Oyundaki Level barınız ise, kaç puan sonra yeni seviyeye geçeceğiniz hakkında bilgi veriyor. Her yeni seviyede özel güçleriniz için 1, fiziksel güçleriniz için ise 5 Skill puanı elde ediyorsunuz. Bunları yavaş yavaş her özelliğinize dağıtınca, çok eşya kullanma gibi bir derdiniz de olmuyor. Her eşyayı bölerek farklı itemler çıkarmak gibi bir şansınız da var. Örneğin silahınızı parçalayarak çeşitli Upgrade eşyaları ortaya çıkarabilirsiniz; bu oldukça mantıklı bir seçenek. Kullanılmayan eşyalar genelde az para ettiği için bol bol bölünebilir.

Oyunda altı karakter türü var demiştik… her tür kendi içinde birbirinden farklı özel güçlere sahip. Bunların sayısı oldukça fazla olduğu için tek tek bahsedemeyeceğim fakat her biri karaktere özgü, orijinal yetenekler. Oyuna eklenen yetenek ağacı ise güçleri daha kolay tanıtıyor. Güçler birbirine uzanan dallar sonucu güçlenirken, savaş esnasında otomatik devreye giren yetenekler var, örneğin Marksman. Güç ve yetenek kullanımında ‘Willpower’ azaldığı için kısa süre sonra onlardan yoksun kalıyorsunuz. Bu yüzden bu yollara güvenmiyorsanız, Willpower özelliğinizi, her seviyede en az bir Skill puanı ile yükseltmenizi öneririm. Yeteneklerimizden bahsetmezsek olmaz: ‘Strength’ fiziksel gücünüzü, ‘Willpower’ özel yeteneklerinizi, ‘Accucary’ silahlarınız ile verebildiğiniz hasarı ve son olarak ‘Stamina’ sağlık ile hızınızı yükseltmeyi simgeliyor. Dediğim gibi, her 5 Skill puanında eşit bir dağıtma yapmanızı öneririm.

GRAFİKSEL TEZAT

Grafik ise HL'nin en büyük kozlarından biri. Daha kendini duyurduğu gün bile “Sisteminizi yenileyin,” çağrısı yapan Hellgate: London, muhteşem ötesi bir görüntü sunmasa da gerçekten hoş bir fizik motoruna sahip; detaylardan bahsedelim: şehir cehenneme dönmüş durumda ve bunu gerçekten iyi yansıtmışlar. Hava durumundan tutun da, caddelerdeki dağınıklığa kadar birçok detayı gözden geçirmiş yapımcı firma. Her yerde cehenneme ait çatlaklar ve alevler var, binalar ise darmadağın olmuş durumda. Çoğu zaten yıkılmış… işte bu yıkıntıları oldukça iyi hazırlamışlar, onu diyorum. Sonuçta bir RYO oyunu ve detaylar elbette sınırları zorlamıyor fakat oldukça iyiler. Elbette, kimileri durumu, tam aksine, yerden yere vurmuş durumda. Karakter tasarımları her ne kadar iyi olsa da seslendirmeler oldukça... ilginç. Pek bir özen gördüğüm söylenemez ses konusunda. Ama yaratıklara ait sesler vasatı aşıyor. Aynı şekilde, silahların da kendilerine ait efektleri var. Tasarım konusunu daha detaylı ele almamız gerekirse, biliyorsunuz ki HL birçok kamera açısından oynanan bir oyun. Bunun tek sebebi de, oyuncuya çok farklı seçenek sunma çabası. Silahlar ve itemler oldukça detaylı ve parlak hazırlanmış durumda. Yaratık modellemeleri ise bazen iyi bazen kötü şekilde görünüyor göze. Geneli ne olduğu belirsiz olsa da, geçmiş oyunlardan aşina olduğumuz tiplere sahip gibiler. Düşmanlar bin bir çeşit durumunda ve elit ya da normal gibi sınıflara ayrılmışlar. Daha oyunun yarısı olmadan onlarca farklı düşman çıkıyor. Her birinin kendilerine ait özellikleri mevcut ve seviye rakamları farklı. Özellikleri bir yana, oyunun ciddi anlamda bir ‘bug’ problemi var. Bunu zaten oyunun hemen ardından çıkarılan yama ile anlamak mümkün. Bazen karakterler kayboluyor ya da yarı vücut şeklinde duvara saplanıyorlar. Havada asılı kaldıkları, yerlere yatıran görüntüler de açığa çıkabiliyor. En kötüsü, karakterinizin tipi bambaşka bir hale gelip tüm tasarımı bozuluyor. Bunlar oldukça ciddi sorunlar. Fakat o yama ile bir bölümünü düzeltmek mümkün. Onun dışında ara sıra giren sinematikler çok iyi hazırlanmış. Fakat yine de video ayarları ile bol bol vakit geçireceksiniz. HL’yi son seviyede oynayabildim; açıkçası beklentileri çok da zorlamıyor. Bunu burada belirtmekte yarar var; HL tüm bunlarla sınırlı kalmıyor. Bir de… onanabilirliğin baymaması için bir Random Map özelliği hazırlanmış. Elbette bu terimi bilmeyenleriniz olabilir: Random Map, ne zaman olursa olsun, gerekirse aynı yerden bir daha geçin, her şekilde, başka bir harita ile karşılaşıyor olmanızdan ibaret bir özellik. Yani her seferinde yeni bir mekan, yeni bir heyecan diyebiliriz. Bu özellik ile ziyaret ettiğiniz bölgeleri tekrar görerek "Ha şurada bu var," şeklinde diyaloglardan kurtulmanızı ve her seferinde başka bir heyecan ile ilerlemenizi sağlıyor.

Artık cehennem temalı oyunlar ne denli tutulur bilinmez ama, şu oyun alemine RYO türü ve sevenleri için Hellgate: London ilaç gibi gelecektir. Sonuçta, eski dostlardan birer parça taşıması bir kenara, BBV modunu da hemcinslerinden farksız bir biçimde kullanmayı başarmış. Grafiksel anlamda bazen sizi sıkıntıya sokabilse de HL'yi oynadıktan ve o eğlenceyi aldıktan sonra bunu dert etmeyeceğinizi sanıyor ve umuyorum. Bu kasım ayının başka harika bir oyunu ile tekrar görüşmek dileği ile…

Hepinize iyi oyunlar…





Logged
One Turk Against The World




DuaNLa YaŞaMaDıM Ki BeDDuANla ÖLeyİm....

LÜTFEN SİTEMİZ DEN ALDIĞINIZ KONULAR DA KAYNAK GÖSTERİNİZ!!!!
« Yanıtla #64 : Kasım 13, 2007, 03:34:13 pm »
ђ∑®Ǿ Ρ®ĩйŒ
Kahraman Prens!
Mareşal
*
REP GÜCÜ: 25563
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 11153

Konu Sayısı: 4308

Cinsiyet: Bay

Nerden:

Üye ID: 2

Üyelik Bilgileri
İlerleme

Uyarı Puanı:

%0
Colin McRae DIRT İncelemesi

Colin McRae DIRT İncelemesi



 Omo ve Ariel gibi markalardan sonra Codemasters da kirlenmek güzeldir diyerek bu popüler sloganı devam ettirdi ve serîsinin yeni oyunu Colin McRae : DiRT’ü piyasaya sürdü. Daha önceki oyunlardan farklı olarak oldukça kirli bir oyun yapısına sahip olan oyunumuza gelin daha yakından bakalım.
  Oyuna girdiğimiz andan itibaren, müzikler, aslında o kadarda kirli bir ortamda olmadığımızı, gayet profesyonelce hazırlanmış bir yarış oyununun menüsünde olduğumuzu hatırlatırcasına etrafımızı sarıyor ve oyun sonuna kadar peşimizi hiç bırakmıyor. Yazdığım uzunca cümleyi özetlemek gerekirse oyun müziklerine, ses efektlerine diyecek laf yok. Müziklerle beraber menüler de oyuncuya gayet rahat bir kullanım sağlıyor ve oyunu tanımamıza yardımcı oluyor. Biz menülerde dolaşırken gayet güzel bir aksanla bir dostumuz da bize oyunu anlatıyor. Doğrusu müzikler ve menüler insanın içini ısıtıyor  ve bir an önce oyuna başlama isteği uyandırıyor. Gel gelelim oyun...

  Evet, oyunun çevre öğeleri oldukça etkili; fakat, yarış yönü için bunu söylemek zor. Böylesine güzel ve profesyonel bir serinin ardından basite indirgenmiş yarış sistemi ilk bakışta can sıkmıyor değil. Oyunun ismiyle de belirtilen DiRT, yani kir, bütün pistlerde hep yanımızda. Her anında tozun dumana karıştığı yarışlar, ağır şartlar altında, ağır araçlarla gerçekleşiyor. Oyunun temasının da bu yönde olduğunu varsayarsak bu zorluğu, bu hissi bizde uyandırması başarılı bir yön diyebiliriz. Oyun içi menüsünde aracımızla ilgili bilgileri bize hoş bir arayüzle göstermiş yapımcılar. Gereken ufak tefek tüm bilgileri tek ekranda toplamaları oyun zevkini en üste çıkartma yönünde yapılmış hoş bir seçim. Aracımız o rampadan bu rampaya zıpladıkça elbette zarar görüyor; fakat, fizik motorunun hacıyatmaz bir araç sağlamasına şaşırmadım da diyemem. Çok sağa sola çarptım ama aracı devirmek öyle kolay olmuyor. Halbuki pistler o kadar zorlu, engebeliyken daha çok devrilmeyi ummuştum. Bir de kafama takılan başka nokta, aracın pestili çıkıyor, pilot, yani aracın sürücüsü hiç sakatlanmıyor. Böyle gerçekçi olarak aracı hoplat zıplat, pilotu ölümsüz yap; bence yapımcı bir sonraki oyunda bunu göz önünde bulundurmalı. Neyse, biz oyuna geri dönelim. Birçok markanın doğrudan isim hakkıyla oluşturulmuş sağlam bir garaj bulunuyor. Parkura göre araç seçimi ve birden fazla alternatif , bir de bakiye söz konusu. Paranız çoksa aracınız da hoş oluyor yani. Oyunun girişinde dikkatimi çeken bir başka güzel unsursa bekleme ekranında oyun istatistiklerimizin bir güzel sıralanmış olması. Hepsini güzelce özetlemek gerekirse, oynanış basite indirgenmiş, araç ve parkur modellemeleri başarılı  bir şekilde yapılmış. Ayrıca oyun içi kullanım alanları ve arayüzler rahat, güzel.
  Gelelim oyun modlarına. Daha önceki oyunlarından da alışık olduğumuz gibi kariyer, şampiyona ve tekli yarış başlığı altında zamana karşı ve normal yarış modlarımız bulunuyor. Ayrıca oyunu destekleyen bir de güzel tarih bölümü var ki, araç ve kariyer istatistiklerimize buradan ulaşabiliyoruz. Oyunun çoklu oyuncu desteği de mevcut ve internet üzerinden online yada lan bağlantısı üzerinden internet kafelerde oynanmaya elverişli. Bir de ufak ekstralar bölümümüzde oynadıkça açılan hoş videolarımız ve de oyunla ilgili resmî ve gerekli bir not bulunmakta. Önemli bir bölüm sayılan şampiyona seçeneğimizi ufacık tanımlamak gerekirse; dünya bölgelerine göre şampiyonalara katılıyor ve merdiven sisteminde yarışlara dahil oluyoruz. Şampiyonaları bitirdikçe yenileri açılıyor farklı bölgelerde farklı heyecanlar yaşıyoruz.

  Kariyer modundan da biraz bahsedip sözlerimi tamamlamak istiyorum. Kariyerimize başladığımız anda bütün sistemi yine menülerde bize oyunu anlatan dostumuz bir güzel örnekli olarak anlatıyor ki, bu, seriyi ilk kez oynayan ya da kariyer moduna ilk kez giren oyuncular için çok güzel bir fırsat. Kariyer modunda bir yarış merdiveni oluşturulmuş, seviyemize göre yarış seçimi yapıyor, tabiii karşılığında da seviyemize göre bir bahise girişiyor, kazandığımız parayla bakiyemizi toparlıyor ve bir sonraki yarışlar için daha iyi araçlar seçebiliyoruz. Mevcut olan garaj bölümündense aracımızla ilgili ayarları yapıyor ve oyuna hazır hale getiriyoruz. Ayrıca başlamadan önce parkurda ısınma turları atmak da bize sunulmuş seçenekler arasında bulunuyor. Yarış öncesi mevcut aracımızı tamir ettirmemiz için bir başka seçenek ve parkur ile ilgili bilgilerin bulunduğu bir seçenekte mevcut.
  Söylemeden edemeyeceğim böylesine güzel bir oyun, abartmadan sistem gereksinimleri sunmuş, oynuyoruz ediyor eğleniyoruz fakat bu kadar yüksek alan gerektirmesi (10,5 GB) çok can sıkıcı.

  Toplamak gerekirse, tabiî ki piyasa yarış oyunları ortalamasının üstünde bir devam oyunu yapmış Codemasters. Fakat serînin başarısı ne kadar yüksek olursa devam oyunlarının beğenisi o kadar düşer oyun piyasasında. Biz daha iyisini ararken, DiRT, sapasağlam satış başarısı ile yapımcısını sevindirmeye devam ediyor. Yarış seven arkadaşlara, özellikle ralli tutkunlarına, kaçırılmayacak bir oyun daha diyor ve sözlerimi tamamlıyorum. iyi oyunlar, iyi eğlenceler...
Logged
One Turk Against The World




DuaNLa YaŞaMaDıM Ki BeDDuANla ÖLeyİm....

LÜTFEN SİTEMİZ DEN ALDIĞINIZ KONULAR DA KAYNAK GÖSTERİNİZ!!!!
« Yanıtla #65 : Kasım 13, 2007, 03:46:36 pm »
ђ∑®Ǿ Ρ®ĩйŒ
Kahraman Prens!
Mareşal
*
REP GÜCÜ: 25563
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 11153

Konu Sayısı: 4308

Cinsiyet: Bay

Nerden:

Üye ID: 2

Üyelik Bilgileri
İlerleme

Uyarı Puanı:

%0
FIFA Manager 07 İncelemsi

FIFA Manager 07 İncelemesi



 Çıkış Tarihi:   03.11.2007(Çıktı)
 Üretici Firma:   EA Sports [Web Sitesi]
 Dağıtıcı Firma:EA Sports [Web Sitesi]
 Platform:   PC
 Oyun Türü:   Menajerlik
 Yaş Sınırı:   3+
 Çoklu Oyuncu Desteği:   Yok
 İngilizce Gereksinimi:   Yüksek
 Zorluk:   Orta

En Düşük Sistem
# Intel Pentium III 1.3GHz işlemci (veya dengi AMD sistemleri)
# 512MB RAM
# 32MB ekran kartı
# 3.5GB boş alan

Artılar
+ Müzikler yine eşsiz, tahmin edilebileceği gibi
+ Boş da olsa, içerik geniş
Eksiler
- Oyuncu asla, menajerlik hissini alamıyor, sadece kalite ile kendini tatmin ediyor
- Yapay zekâ

Premier Manager'ın ardından Total Club Manager'ın türemesiyle, neredeyse tüm serî oyunlarına uyguladığı gibi, "az gelişme, çok para" yöntemini menajerlik serîsine de uygulamaya başlayan EA, özellikle FIFA Manager ile, kendi karakterini dosdoğru tasvir etmekte.

 Menajerlik oyunlarının en büyük vazifeleri, oyuncuya menajer olma duygusunu yaşatıp, aklın kullanılmasını zorunlu hâle getirmek ve bunu yaparken boşa kürek çektiğini hissettirmemektir, aksi durumda, oyuncu kısa sürede oyundan soğur; bunu uzun zamandır olduğu gibi, hâlâ en iyi Football Manager yapıyor ve yakın gelecekte de yapmaya devam edeceğe benziyor. Football Manager'ın en büyük rakiplerinden biri, hâtta Beautiful Games'in güven vermeyen tecrübesizliği göz önüne alındığında birincisi konumundaki FIFA Manager'dan da, tarihinde Championship Manager ve Football Manager oyunlarından biri bulunan menajerlik oyuncularının beklediği en önemli özellik bunlar, oyuncuya menajer olma duygusunu yaşatıp, yapısı ile güven vererek basit bir oyunda değil, ciddi bir simülasyonun içerisinde olunduğunu hissettirmek. Ancak, Fifa Manager uzun süredir birçok "menajerlik oyuncusu"nun gözünü güzel dudakları ile boyayarak, bahsettiğimiz önemli özelliklere tam anlamıyla sahip olmamasına rağmen firmayı idare edecek derecede kazanmakta; bir nevî, annesinin kim olduğunu göstermekte.

 Dedik ya, Electronic Arts serî oyunlarını bir defa otomatiğe bağladı mı bir daha uzun süre, ciddi bir düşüş yaşanmadığı sürece büyük yeniliklere bulaşmaz, aynı oyunu her sene evire çevire yeniden piyasaya sürer diye, bu sene de, birkaç oyununu değiştirir gibi yapmasına rağmen, FIFA Manager'ı geçtiğimiz senenin çok yakınında bir oyun olarak yeniden karşımıza koymuş durumda; onun için, oyunu yeniden baştan anlatmak yerine, FIFA Manager'ın neden kaybettiğine ve neden kazandığına değinip, gerçek menajerlik oyununun nasıl olması gerektiğinden bahsetmek daha doğru ve yararlı olacaktır.

 Sağlamlığı tartışılacak derecede düşük kapasiteli ve dengesiz bilgili veri tabanına dayanılabildiği sürece, işleyişi basit, doldurma özellikleri bol; kısaca, dolup taşan -boş- içerikli bir oyun olarak monitörlerimize konuk oluyor FIFA Manager 07, daha önceki yıllarda da olduğu gibi. Bol itiraza yol açacak bir yargı olabilir bu, fakat, kimse bir menajerlik oyununun bu kadar "doldurma" olması gerektiğini söyleyemez; doldurmalarla donatılıp, kaliteli bir menajerlik oyunu görüntüsü çizilse çok daha iyi bir oyun olunur -Football Manager'dan bile, ancak şişirme içerik, sağlam bir yapıyla desteklenmeyince, ortaya sadece fizikî güzellikten ibaret bir sarışın çıkıyor.

 Her şeyden önce, bir menajerlik oyunu, oyuncuya gerçek bir menajer olma duygusunu yaşatabilmeli diyoruz, fakat FIFA Manager ayrıntılı bir zorluk seviyesi belirleme ekranı ile açılınca bu his daha oluşmadan yarı yarıya ölüveriyor, ardından kulübü nasıl yönetmek istediğimiz, kovulabilip kovulamayacağımız da sorulunca, geniş müzik ve resim arşivi bulunan, "paralı" özellikleri bol keseden dağıtılan bir oyun oynanacağı belli oluyor. Yapısı pek değiştirilmemiş, fakat geçtiğimiz senenin ağırbaşlı tasarımını aratan menülerle karşılaşıp, takımın ayrıntılarına girdiğimizde, karşımızda dağlar kadar keşfedilecek ve yapılacak iş olduğunu fark ediyoruz; arkaplânda da geniş ve kaliteli bir müzik arşivi olup, ne işe yaradığına daha sonra değineceğimiz üç boyutlu maç motorunu da görünce, gözlerimiz boyanıyor ve kendimizi kaliteli, üstüne başkası koklanmayacak bir menajerlik oyununda sanıyoruz, fakat durumun gerçek yüzü bu değil. Henüz tecrübesi olmayan, taraftarların dahi tanımadığı bir teknik adama, ilk iki maçını kaybetmesine rağmen, aynı anda nasıl olup da üç millî takımdan birden teklif gelebilir ki? Buradan bile, oyunun monoton bir işleyişe oturtulduğunu kestirebiliyoruz, başarı kaçınılmaz olunca ise kendimizden emin oluyoruz.

 Fazla sert girip, sert devam etmiş olabiliriz, ancak tabii ki bu güzel fizikliliğin de yararları yok değil. Örneğin, haftalık internet gazetesindeki anketlere katılabilmemiz ve bu anketlerin sonuçlarının gerçekçiliği, kaliteli fakat gereksiz görünen birçok özelliğin yanındaki, hem kaliteli hem gerekli özelliklerden biri. Kişisel kariyer bölümüne hiç girmiyorum, niçin bir insan monoton kazancına göre aile kurup, evini bin bir çeşit eşyayla donatmaya çalışır, pek aklım ermiyor, fakat finansal bölümlerin hemen hemen tamamının ("marketing" denilen olay, sponsorluk anlaşmaları vs.) hem kalite kokup, hem de oyun içerisinde -hiç olmazsa- bir anlam taşıdığını söyleyebiliriz, tabii tek tek tüm ürünlerin satışını kontrol etmeye dayanan sabırlı oyuncular varsa.

 Sistemler sıkıntı çekmesin diye olsa gerek, düşük grafik kalitesiyle hazırlanan üç boyutlu maç ekranı ise birbirinden gereksiz, göstermelik özellikle dolu; bir kere, üç boyutlu maç ekranının kendisi tamamen gereksizleştirilmiş bir şekilde kullanılıyor, yapay zekâlar itibariyle asla hangi oyuncunun kötü, hangi oyuncunun iyi olduğunu anlayamıyorsunuz, sadece maçı izlemiş olup, büyük ihtimalle takımınız kazanacağından dolayı tatmin olmuş oluyorsunuz. 2006-2007 sezonunu başlangıç tarihi olarak alan yeni oyunun en güzel özelliklerinden biri olarak gösterilen "tek adamı kontrol etme" ayrıcalığının da bir menajerlik oyununda nasıl bir işlevi olduğunu anlamanın mümkünatı yok, her maç bizim kontrol ettiğimiz oyuncu maçın adamı olacaksa, ayrıca biz maçı kenardan değil de, bir oyuncuya endekslenmiş biçimde izleyeceksek, ne anlamı kaldı ki işin? Her ne kadar zevkli olup, ayrı bir tat veriyor olursa olsun, tek oyuncuyu kontrol edebilmek oyunun ahengini bozuyor, tek bir adama odaklanmak menajerlik görevlerinin yerine getirilememesine yol açıyor -gerçi, üç boyutlu maç ekranının menajere aslında hiçbir bilgi vermediğini düşündüğümüzde, bu özellik daha da büyük bir olumsuzluk katmıyor duruma. Böyle bir özellik eklenecekse, FIFA Football'a eklenmeli.

 Değinmediğimiz daha birçok özellik var, fakat değinilmelerine gerek olmayan özellikler bunlar, Football Manager'ın bir "mutualist takım ilişkileri" yeniliği bile, FIFA Manager'ın üç boyutlu maç ekranından da, kişisel kariyer ekranından da -abartmıyorum- daha anlamlı ve değerli. FIFA Manager'ın aslında hiç de kötü bir oyun olmamasına, hâtta az bulunur cinsten bir kaliteye sahip olmasına rağmen tarafımdan neden bu kadar eleştirildiğini ise, önümüzdeki sene, hâtta ondan sonraki sene de, aynı oyunla karşılaştığınızda çok daha net anlayabilirsiniz.